Yalnızlaşma

Yazı – Burak Tarık

Sizler, gerçek ile hayal arasında ring yapan, tekinsiz yolların biletsiz yolcuları. Evet, önünde sonunda seni tekme tokat o otobüsten indirecekler ve etrafına baktığında tanıdık hiçbir sokak göremeyeceksin. Belki daha da kötüsü kendi mahallende, yabancı bakışlar bir spot gibi işkenceni aydınlatacak.

Bir insanın ismini soy ismini, kısa öz geçmişini bilmenin, ticaret yapmanın, yolculuk etmenin hülasa kader çizgisinin farklı noktalarında kesişmiş olmanın seni yalnızlıktan alıkoyamayacağını ve dahası her gün yaşanacak irili ufaklı hayal kırıklıklarının süpürülme mesaisini değiştirmeyeceğini bilirsen belki daha az incinirsin.

O rastgele doldurulmuş dost kontenjanı hızla eriyip gidecek geriye ‘vergisiz algısız’ yalnızlığın kalacak. Henüz dağılmış bir muhabbet meclisinden geriye ne kalırsa… Ceketler bile tenezzül edilip alınmayacak ve askılar uzun süre şen sohbetlerle dolu kalacak. Sonra yok pahasına eskicilere dağıtılacak olmadı fakir fukaraya savrulacak. O şen kahkahalar fukaranın da üstüne olmayacak.

Sessizliğin dinlenebilir bir şey olduğunu, kendince bir ritmi ahengi bulunduğunu ağır ağır öğreneceksin.

Kimsenin beklemediği bu müfredat ile velilik ya da meczupluk fakültelerinden birine kaydolacaksın sonra. Zaman akacak -sanacaksınız- oysa ki bir bataklık gibi acılarının ve hislerinin çürük sanrılarına battıkça batacaksın.

Bir kalbin olduğunu, ağrıdığını öğrendiğinde bunun yaşlılıktan değil yalnızlıktan olduğunu anlayacaksın.

Bilip bilmeden şiirler süreceksin yaralarına.

Ve kendini, henüz ruh bilimin ve tıbbın çözüm bulamadığı bir derdi banklarla paylaşırken bulacaksın.

Bütün sürgün halkların türküleri ağzına dolanacak. Kalabalıklardan, kendi soğuk iklimine neden göç ettiğine, rüya tabirlerinden bakacaksın.

Herkes kendi ‘Hira’sında, kendi ‘vahyi’ ile yüzleşecek ve Tanrı’nın sana ne demek istediğini çok daha iyi anlayacaksın.

(Burak Tarık) 

Fotoğraf – Serkan Öztürk

Sonraki
Kadıköy