Yabancılaşma

yazı- Burak Tarık

Yabancı ülke topraklarına indiğinizde, pasaport kontrol noktasındaki polisten de önce sizi bir karşılayan vardır: Yabancılık hissi… Etrafınızdaki insanların çoğunun yabancı olduğunu fark edersiniz ve zihniniz, bilim insanlarının tropikal bir adaya bıraktığı bir penguen kisvesine bürünüverir. Gözleriniz bir kutup ayısını arar. Bir deniz aslanına sarılıp ağlamak istersiniz -ki hiçbir penguen bunu yapmaz-. Şempanzeler, pitonlar, palmiyeler… İşte o an, eğilip o kaygılı penguene şunu hatırlatmanız gerekir: Yabancı olan onlar değil dostum, sensin!   

Size yabancı olduğunuzu en çok hatırlatan şey, dildir. Bir gecede ya da seyahat süresine göre birkaç saatte cahil kalırsınız. Derdini anlatacak kadar bildiğin o dil boğazına düğümlenir çünkü derdini dinleyecek adamı eğitimle bulamazsın. Sana bakan boş bir çift göze hiçbir lisan tesir etmez. O yüzden ‘dil eğitimi’nden önce ‘dert eğitimi’ni öncele ki zorlanmayasın. Bunun yanında bir dili konuşurken ne kadar rahat olursan o kadar iyi değildir, bunu kim söylemişse halt etmiştir, hele ki grameri öğrenmeden. Gevşek her kültürde gevşektir kardeşim ve yiyeceğin dayak, o ülkenin hukuk sistemine göre şekillenir.

Hatıralar…

Bir şehri ne kadar hızlı terk edersen et, valizinde en çok yer kaplayan şey geçmişindir. Donların, tişörtlerin ve çorapların arasına kamufle olmuş bu zaman kesitleri, parça tesirli bir bombanın bıraktığı tahribatı kansız bir şekilde yerine getirir. Henüz terör kapsamına alınmamıştır ama on yıllık bir arkadaşın anıları sizi sakat bırakabilir. Gurbetteki kalış süreniz, psikolojiniz, vücudunuzdaki yabancı madde oranına göre bu hatıralar zırt pırt sizi ziyarete gelecektir. Geldikçe yalnızlaşacak, yalnızlaştıkça onlarla sosyalleşmeye çalışacak ve daha da yalnızlaşacaksınız. Böylece bütün gureba, ansızın bir sanat filmi yönetmenine dönüşüverir. Film herkesin kendi memleketinde geçer ve akrabaların cast oluşturması düşük bütçeden değildir. Eğitim seviyeniz ne olursa olsun soundtrackler otogar müziklerinden oluşur ki bende şu sıralar Bülent Ersoy un ‘Gülüm’ şarkısı için menajeri ile irtibat halindeyim.

Çalışmak…

Yabancı bir ülkede çalışma kararı aldıysanız bu ruh ve beden sağlığınızın yerinde olduğu anlamına gelir ve şükredilecek bir durumdur. Bu manik halin bir müddet daha tadını çıkarın çünkü sizi bekleyen gerçek, beyaz yakalı gömleğinizi giyip, her gün milyarlarca dolarların konuşulduğu şatafatlı binaların arasından geçerek ulaşacağınız üçüncü sınıf bir Hint lokantasının bulaşıkhanesidir. Pazarcılıktan başlayıp ayda yirmi bin dolar cirolara ulaşan insanlar tanırsınız ve o kaygan motivasyon yine gelip bulur sizi. Gel gör ki hiçbir şey olmasa pazarda limon satarım desen, iki kilo limonu tartamazsın. Ortada kilo falan kalmamıştır. ‘Lb’ dir artık o. Yer yer ‘ons’ dur. Ve medeni bir ülkenin gayri medeni göçmen nüfusunun ortasındasındır.

Gidilmesi gereken yerler…

Bu tarz burjuva bir cümleyi ajandanıza yazdıysanız muhtemelen bulunduğunuz ülkede turistsiniz ya da henüz o listedeki hemen hemen her noktanın önünden amaçsızca geçeceğiniz ayların sizi beklediğinin farkında değilsiniz. Ama turist değilseniz, sizi temin ederim, o mekanların önünden bile geçmeyeceksiniz. Surların dibindeki büryancılar gibi tarihten ve mimariden olabildiğine uzak, ekmeğinin derdinde ve hep bir gün buralara sandalet ve yarı profesyonel bir fotoğraf makinesi ile geleceğinizin hayaliyle yaşar gidersiniz.

Evet bunlar kabaca yabancı bir ülkede sizi bekleyecek olan şeyler ve gerçekten kabaca!

Bunlarla karşılaşabilir, yanından selam verip geçebilir ya da görmezden gelebilirsiniz. Ama onlar orada. Ben gördüm. (Burak Tarık)