Dünyanın Bütün Yaseminleri

Okur Yazısı – Dilan Kılıç

Yasemin, mahallenin en güzeli. Çok güzeldi. Ama öyle böyle bir güzellik değil. Yüzü ayrı güzel, gönlü ayrı güzel, aklı ayrı ve yaptıkları apayrı güzel… Yasemin’i mahallenin tamamı tanırdı neredeyse. Tabi iti kopuğu da…

Yasemin, tek başına yaşayan genç bir kadın.  Tek başına yaşadığı için de spor olsun diye  ya da hobi olarak değil, günün birinde ihtiyaç anında kendini korumak adına, savunma sanatlarını öğreniyordu. Toplumun kadının üzerinde yarattığı baskı, korku… yüzünden. Elinden de her iş gelirdi Yasemin’in. Hani derler ya “Taşı sıksa suyunu çıkarır.” aynen öyle işte. Bir lokantası vardı mahallenin az ilerisinde. Lokanta dediğim de öyle koca koca zincirleri olanlardan değil ha, küçük bir esnaf lokantası. Yasemin lokantasından kazandıklarının yarısından fazlasını sokak hayvanlarına, evsizlere, öğrencilere, kısacası yardıma muhtaç kim varsa ayırmadan, kayırmadan onlara harcardı. Bereketliydi de işleri maşallah.

İti kopuğu da tanıyordu Yasemin’i ya işte, rahat durmuyordu hiçbiri. Dükkana gelip sataşıyorlardı. Her defasında ağızlarının payını veriyor, tuttuğu gibi dışarı atıyordu serserileri Yasemin. Mahalleli de destek oluyordu Yasemin’e, bu adına insan denilen, elinden serserilikten başka bir şey gelmeyen acizlere karşı.

Yasemin sevilen, sayılan, destek olunan, benim diyen delikanlıları cebinden çıkarabilecek güçlü biri. Onlarsa sadece zavallı… Her ne kadar Yasemin kendi halletse de bir süre sonra kabak tadı vermeye başlıyor yaptıkları. Şikayet ediliyor, ama anında salıveriliyorlar. Delil yok. Elle tutulur bir şey yok. E tabi sonuç da yok. İlla Yasemin’i tutmaları gerekiyordu. Delil olsa sonuç değişir miydi? Cevap, hayır! Değişseydi şayet ölen kadınların yaşamak için bir şansları daha olabilirdi belki…

Yasemin’in bu özelliklerini yediremediler ERKEKLİK gururlarına. Çünkü, onların dünyasında kadın, erkekten hiçbir anlamda ve asla güçlü olamazdı. Ne iş hayatında, ne sosyal hayatta, ne yatakta … Ah pardon! Ama güçlü olabilecekleri birkaç şey vardı şükür!  Bu ayrıcalığı veriyorlardı. Süper! Çocuk doğur-bak-besle-büyüt, temizlik, erkeğine hizmet, yemek. Tuzunu ayarlayamaz da o yemeği yedirmezse kocasına, akşama kendisi dayak yiyebilir büyük ihtimalle. Sanırım bu da bir çeşit teşekkürdü onların dilinde ya da bir ödül. Çünkü, öldürülebilirdi de. Ne kadar iyi kocalar var! Bunlarda güçlü olan kadınlar, evlenilecek kadın olabilirdi onlar için. Öteki türlüsü bir küçük namus meselesi…

Esamesi okunmayan o erkekliklerinin  gururu kabul etmedi Yasemin’in gücünü. Yasemin dükkanı açmadan önce besleme yapmak için köpeklerin olduğu alana yürüyordu elleri dolu dolu. Arkasında serserilerden bir ikisi. Yasemin’in haberi yok tehlikeden. Olsa icabına bakar zaten. Gülerek köpeklerine doğru yürüyor. Arkadakileri görmüyor. Onlara gülmüyor. Kırıtmıyor, işve, cilve yapmıyor. Yasemin’in üstünde mini etek de yok. Olsa kime ne? Ama öldürülse o sokak ortasında. İnsanların gözü önünde. Yollu olacak Yasemin. ”Bilerek kuytu köşeye götürdü gençleri.” diyecekler. Mahalleli biliyor Yasemin’i ama işte insan. Girecek biri kanlarına. “İstemese niye bir şey dememiş.” diye fısıldayacak kulaklarına. İnsan. Şeytandan daha şeytan insan. Sonra bir gazete kağıdı serecekler üstüne Yasemin’in. Büyük puntolarla yazılmış manşette, aynı kaderi paylaştığı kadının haberi. Ertesi günün gazetesindeyse Yasemin’in haberi, bir başka kadının üzerine örtülü…

Yasemin’in o an yanında olan dostları izin vermedi ite kopuğa. Tehlikeyi sezmişlerdi belki de. Koşa koşa gittiler Yasemin’in yanına. Birkaç tanesi Yasemin’den uzaklaşıp arkadan gelenlere hırlıyor. Diğerleri paçalarında dolaşıyor Yasemin’in. O da sanıyor ki açlıktan. Ama değil. İnsan şeytandan daha şeytan ya bu hayvanlar da insandan daha insan. Vicdanlı, vefalı… Geri çekiliyor arkadakiler. Etrafında koruma kalkanı oluşturmuş dostları kurtarıyor Yasemin’i. Ayırt etmeden her canlıya el uzatmış bu kadının elini dilsiz dostları tutuyor bu sefer de. Fark ettirmeden. Şimdilik… 

Yasemin’in sonu ne olur? Diğer kadınlardan farklı olur mu? Bir gün Yasemin’i de manşetlerde görür müyüz? Bilmem. Belki Yasemin kendini kurtarır ama peki ya diğer binlerce Yasemin? Sokaklarda yalnız başına korkusuzca yürümek nasip olur mu? Ya da kendini korumak için değil de spor olsun diye savunma sanatlarını öğrenmek…? Umarım… Umarım bir gün, dünyanın kalan bütün Yaseminleri, Dilekleri, Münevverleri, Emineleri, Ayşeleri, Gülistanları, Şuleleri, Saraileri, Giselleleri, Allisonları, Salomeleri, Beaztrizleri, Nadiraları… tertemiz bir sevgiyle sarılacakları, kendi ayakları üzerinde kimseye tutunmadan ve engellenmeden durabilecekleri, korkusuzca yaşayabilecekleri bir dünyaya açarlar gözlerini. Ama YAŞAYABİLECEKLERİ….

Okur Yazısı – Dilan Kılıç