İmrendiğim Çocuk

Yazı ve Fotoğraflar – Ahmet Doğan

7 Kasım Kırgızistan’da tatil. Bolşeviklerin Rusya’da iktidarı ele geçirmelerinin yıl dönümü. Meşhur rejimlerinin başlangıcı yani.

1917 yılında Ruslar Moskova’da devrim yaparken fotoğraftaki bu çocuğun birkaç kuşak öncesi de bu dağlardaydı muhtemelen, büyük dedesi bu yaşlardaydı.

Aynı şekilde otlatacak koyunları varsa otlatıyor, babasının, annesinin yaptığı oyuncaklarla oynuyor, ya da kendi halinde taşlardan araba, kumlardan yol yapıyordu, belki yiyecek ekmeği yokken, hayallerini doyuruyordu.

Kim bilir…

Bu devrimin neredeyse bir yüz yıl sonrasında bir arkadaşımla birlikte şu aşağıda görünen gri havanın sardığı şehirden dağlara doğru yola koyuldum. Griden kaçıyordum, renklerin özgür olduğu dağların kollarına atıyordum kendimi.

Karlı dağlardan geçtim, düz ovalara vardım, ismini bile öğrenemediğim bu çocuğun bir poz fotoğrafını çektim. Oğlum yanımda olsaydı r harfinin eksikliğine aldırmadan “Kaadeş!” diye sarılırdı çocuğa. Muhtemelen yaşının birkaç katı eski bir bisikleti, koltuğu kopmuş olduğu için bir minder sarmışlar. Hava soğuk… Bir ya da iki derece ama bir hırka ve kazak var üstünde. Bu dağlar onun yurdu, insanı kendi yurdunun soğuğu üşütmüyor demek ki.

Eski bir tren vagonunda yaşanan koskoca bir çocukluk… 

Oğlum görse kesin “Kaadeş!” der ve beni unutup oyun oynamaya başlardı onunla. Ama ben hiçbir şey diyemedim.

Çocukların hiç kimseye ön yargısı yoktu, herkes kardeşti ama büyükler gri havayı teneffüs ede ede unutmuştu her şeyi. Farklı bir renk görmeye tahammülü kalmamıştı. İnsanların birer kardeş olabileceklerini de unutmuştu insanlar.

Kırık bir bisiklet ve eski bir mintanla mutlu olunabileceği hiç aklıma gelmezdi.

Mesela şu dağlarda nefes almanın ne derece mutluluk vereceğini unutmuş gibiydim. Hatta bazen nefes almayı ve nefes aldığımı da unutuyordum galiba.

Deli taylar gibi koşmak istiyordum dağlara doğru ama ayakkabılarım çamur olur endişesi taşıyordum. Oğlum yanımda olsa baştan aşağı çamur olsa bile umursamaz, koşardı. Ayakkabı kirlenmeden özgürlüğe koşmak da neydi?

Özgürlük sınırsızca yiyip içmek değil ki, ya da istediğin dağa çıkabilmek, istediğin şarkıyı istediğin tondan söyleyebilmek de değil.

En büyük özgürlük tanımadığın birine kalbin dolusu “Kaadeş!” diyebilmek.

Sen gönlünü yukarıya bil,

Bir dağ nasıl söylerse öyle söyle,

Bir dağ nasıl inlerse başla öyle.

Ey zarif sen de ata yoluna meylettin,

Korkarım bin bir belaya dayanmaz sıkletin.  (Cahit Zarifoğlu)

Şimdi dönüp bakınca geride kalan yollara, yıllara ve fotoğraflara diyorum ki: İmrenilecek olan biraz huzur, küçük bir mutluluk ve çocukların tonlamasıyla “Kardeş!” diyebilmek…

Fotoğraflar Tanrı dağlarının arasındaki Chunkurchak köyü yakınlarından 7 Kasım 2013

Yazı ve Fotoğraflar: Ahmet Doğan

Önceki
Kelimeler