Deneme: Dilan Kılıç

Fotoğraf: Matheus Natan

Hayatın omzuma yüklediği yükler oldukça ağır. Bu yüzden hayatın kadınıyım ben. Hayat benim sahibim. Ben ona sahip olamadım hiçbir zaman. Sahip olabildiğim tek şey, hayatın bana bahşettiği şu tek göz odada hayallerimi resmedebilmek. Teşekkürler hayat, ne büyük bir iyilik senin şu yaptığın! Çok teşekkürler. Hayatımın hiç düşünmediğim bir yerinde, asla gelmeyecek günlerimi yaşayabilme umudumu döküyorum tuvallerime. İnsan hiç yaşayamayacağı bir şeye özlem duyar mı? Ben hayallerimi özlüyorum.

Koca okyanusta acemi bir denizkızı olduğumu düşlüyorum. Yunuslar bana yol gösteriyor. Tenim, onların kaygan teniyle bir oluyor sanki. Sesleri, dünyaca ünlü sanatçıların bestelediği eserlerden bile daha güzel.  Çok tatlı bir his ve heyecan verici. Ama sonra çok tuhaf bir şey oluyor.  Dalgaların hızı kalp atışımı daha da hızlandırıyor. Tuzlu su genzimi yakıyor. Derine daldıkça artan basınç nefesimi kontrol etmemi engelliyor. Ve sonsuz karanlık. Gerçekliğim beni hayalimde bile rahat bırakmıyor. Kapı açılıyor ve elinde çiçekle, saçları sanırım yeni boyanmış ama kaşlarını boyamayı tercih etmeyen, hayatı boyunca ne görürse yemekten karnı patlamak üzere bir adam giriyor içeri. Rengârenk çiçeklerle dolu o vazoya koyuyor elindekini. Diğerleri gibi. Şu güzelim çiçeklerin böyle pis heriflerin elinden geçmesi canımı çok sıkıyor. Karılarına ya da sevgililerine hiçbir zaman çiçek almamış olmaları düşüncesi, içimde bir vicdan azabına dönüşüyor. Çiçeklerin dikenleri ruhumu kanatıyor.

Bedenime sinen ter kokusu midemi bulandırıyor. Buzdolabında günlerce yalnız başına üstü açık durmaktan küflenmiş o iki dilim peynir kokusu geliyor burnuma. Her gün taze taze gelen çiçekler bile bastıramıyor kokuyu.

Çocukluğumda, annem beni sobanın yanında, leğende yıkardı. Çocukluğumun sevdiğim tek anı. Annem en çok yıkarken dokunurdu saçlarıma. Sevgisini suyun sıcaklığını ölçerken gösterirdi. Suyu ılık yapması, beni çok seviyor demekti. Sabun gözlerimi yaktığında, alelacele suyu suratıma çarpması vardı bir de. Gözlerimi hep açık tutardım o yüzden. Adamlar gittikten sonra, suyu iyice kaynatıyorum. Annem gibi ılıtmıyorum. Çünkü kirimi anca bu kaynar su alır biliyorum. Çamaşırlardaki en zorlu lekeleri çıkarmaya çalışan ev kadınının tükenmişliğiyle çitiliyorum bedenimi. Gözlerimi de sıkıca kapatıyorum artık. Bedenimden akıp giden pislikleri görmek istemiyorum. Derimi kökten soysam bir ben kalır mı ortada? Kalmasın istiyorum. Kaynar su bedenime tesir etmiyor ama ruhumu alev alev yakıyor. Durulanıp günler öncesinden beklettiğim, yarım kalan resmime devam ediyorum. Kimse gelmeden bu gece bitirmeliyim artık.

Gökyüzünü içine alan o sonsuz maviydi en sevdiğim renk. Annemin içinde kaybolmak istediğim gözleri gibi. Bu yüzden üzerime giydiğim mavi renkteki her şey, beni sanki elimi sadece pazara giderken tutan annemle birlikte, bu sefer elimi sıkıca tutmuş gökyüzünde kanat çırpan bir kuşmuşum gibi hissettirirdi. Annesiyle birlikte gökyüzünde süzülürken bir balerine dönüştüğünü hayal etmiştim o kuşun. Masmavi bir prenses elbisesiyle sahneye konmuştu işte.  En güzel performansının sonunda seyircilere kendi uydurduğu selamını veriyordu. Işıklar yanıyor ve kapı yine hızla açılıyordu.

Deneme: Dilan Kılıç