Katiller Kahkaha Atıyor

Yazı ve Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

Kalabalık bir caddede iki adam büyük bir ayna taşıyor.

Aynanın içinde yaşadığımız çağ var. O aynaya bakmaya yüreğin dayanabilecek mi?

Bir takım sorularım var sana, cevap verebilecek misin? İlk sorum buydu.

Cevap verebilecek misin?

Elinde hayatından daha değerli neyin var? Hayatın sırtında bir yük mü? Hayatın olmasaydı daha da rahat etmez miydin? Ne saçma soru?

İnsanlık için evrensel bir miras var mıdır? Mesela. Bir başka soru.

Hangi ülke, hangi milliyet ‘mutlak mutluluğun’ kapısını çalmış, içine girmiştir? Mutluluk ülkeler dolaşır mı? Mutlu ülkeler var mı? ‘Gerçekten’ mutlu olmak, dünya hayatında mümkün mü?

Tüm güzellikleri ve sınırsız çirkinlikleri içinde ortak bir emniyet, sükunet, huzur alanı açılabilir mi?

Dünyanın hangi şarkısı tüm beğenilerin üstünde her kalbi titretebilir, her gözyaşını silebilir?

Bazı müzelerde gözyaşı şişeleri görmüştüm. Sen hiç müze gezdin mi? O müzedeki eşyaları bir zamanlar senin gibi insanların kullandığı düşüncesi aklını çeldi mi?

Aklını. Çeldi. Mi? 

Karanlığa ışıktan bir nokta koyun. Evet karanlığa ışıktan bir nokta koyun. Bunu yapabilir misin? Bazen tüm dünya büyük bir karanlık küre gibi değil mi? Peki sen bu karanlık kürenin önünü açabilir misin? Güneşi sıvadıkları balçıkları. Gökyüzünden. Silebilir misin?

Karanlık, kalabalık bir caddede iki adam büyük bir ayna taşıyor. Önlerini göremiyorlar. İnsanlar onları onlar insanları göremiyor. Aynada görülebilen bir şey yok. Ayna görülemiyor.

Karanlığa ışıktan bir nokta koyabilecek misin? Tüm insanlık senden bunu mu bekliyor? İnsanlığın bir şey beklediği yok, peki senin bu karanlıktan kurtulma kararın da mı yok? Karanlık aynaya bir tokat atamaz mısın? Tokat atmak tehlikeli mi? Yumruğun kan içinde kalır diye. Korkuyor musun?

Bir boksör düşün: sürekli karanlığa yumruk sallıyor. Bi’ tek o boksörü görüyoruz, bir sahnede. Üzerine ışık ‘düşmüş’. Karanlığa salladığı son yumrukta bir cam kırılma sesi duyuyoruz. Kırılan camla birlikte tüm sahne aydınlanıyor ve sahnenin arka duvarının büyük bir ayna olduğu fark ediliyor. Karşımızda kırık, devasa bir ayna. Ve aynada boksörden ve sahneyi izleyen seyiricilerden başkası yok. Sahneye iki insan boyunda bir yeni ayna getiriyorlar. Gelen aynanın arkası seyircilere dönük. Boksör aynanın iç tarafına geçiyor. Ona bakanları muhatap almamasına ve yeni getirilen aynanın arkasında durmasına rağmen boksörün her hareketi arkadaki büyük aynada görülüyor. Gelen yeni aynadan sonra ışık artık izleyenlerin de üzerine düşmeye başlıyor. Biz büyük aynada hem izleyenleri hem de boksörün diğer aynadan yansıyan yüzünü ve ‘boşlukla’ kavgasını görüyoruz.

Bir şey izlerken, bir kitap okurken, bir manzaraya bakarken sen de hep orada olduğunun farkında mısın? Ve kahredici soruyu sorayım: izlediğin tüm bu ‘AYNA/OYUN’ların içinde olduğunu ne zaman fark edeceksin? Gözünün açılacağı gün hala gelmedi mi? Sadece izliyor olmak, seni; hayatın, hadiselerin ve dolayısıyla sorumlulukların dışında mı tutuyor?

Mesela hapishanelerde 1000 bebek. Mesela ilacını alamadığı için ölüp ‘giden’lerin hesapları. Mesela hayatının her günü yalan olanların yalanlarına inanmaktaki gayretin. Mesela senin de sınır tanımaz bir yalancı olma ihtimalin karşısındaki korkunç duyarsızlığın. Mesela paramparça edilmiş ailelerin ah’ları. Sokak ortasından kaçırılan masumlar ve onların çocuklarının güvercin kalbi gibi çırpınışları. Küçücük bir haber kırıntısından medet umuşları. Tek tesellisi aynı yalana inanmış olmak olan yığınların içinde bulunuşun dayanılmaz kahrediciliği.. Mesela zavallılık. Mesela ömür sermayesini umarsızca çöpe atışlar.

Karanlık, kalabalık bir ‘ülkede’ aynalardan geçip gidiyorsun. Karanlığa ışıktan bir nokta ne zaman koyacaksın? Hakikatle arandaki aynayı ne zaman kıracaksın? Katiller kahkaha atıyor. Sen bir tokat atmayacak mısın?

Şubat 2021 

Yazı ve Fotoğraf: Halit Ömer Camcı