Deneme – Feyza Yılmaz

Fotoğraf – Velroy Fernandes

“Sonra. Bir gün, iki hafta, üç yıl sonra. Şimdi değil. İçinde bunu yapacak güç yok. Zamanın sonsuzluğuna dair sanrıları var. Kendi olmaya takati kalmamış yorgun bir tutuklu gibi bedeni. Öyleymiş gibi. Öyle olması gerekirmiş gibi.”

***

İnsanı harekete geçiren motivasyon ve eylemini prangalayan erteleme hali, nazikçe içe doğru açılan bir yelpaze gibi. Kat kat. Derece derece. Açıldıkça açılıyor. Kapandıkça kapanıyor. Eylemi doğuran güdülerin tohumları kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen algoritmalarla zenginleşiyor. Adeta genişliyor. Kendi özgünlüğünde kaybolup, yoklukta var oluyor insan.

Kişiyi bir şeyi yapmaktan alıkoyan en önemli handikaptır ertelemek. Erteleme meyli, geleceğe dönük sanılardan meydana gelen farazi bir arzuya benzer. Eylemi delik deşik ederken huzursuzluk saçar sahibine. Var olmak için yaratılmışken yokluğu kabullenememektir bunun adı. Yine de erteleme meyli olan insanlarda gözden kaçırılamaması gereken olumlu bir nokta var: Geleceğe dair umut. Asıl sorun umudun yapılandırılmasında.

Gelecekten bir şey ummayan kişi ertelemek yerine vazgeçer. Erteleyen kişinin marazındandır bu. Kabul etmediği, tanımadığı, farkında olmadığı sıradan bir hastalık gibi. Umudu olmayan insan yaşayamaz derler. Lezzet almadan akşamını ettiği gündüzler gelip geçer geçmesine. Ama yaşamak olmaz bunun adı. Gelecekten bir şeyler bekleyen sözüm ona ümitli kişi, çoğu zaman ümitsizliğin pençelerinde bulur kendini. Oysa umutların gerçekliğe bürünmesinin bağıl kipi bugündür. Ne geçen günler ne gelecek arzusu veremez ümidini insana. İnsan, hayallerin yolunun düştüğü bugünün çocuğudur.

***

Kişinin içinde bulduğu anda ortaya konulan bir etki (eylem) olmaksızın beklenen tepkinin (hayallerin gerçekleşmesi) bulunması çelişir dünya düzeniyle. Hayalleri olan ve gelecekten bir şeyler uman kişilerin andaki eylemleri göz ardı etmeleri, bir anlamda içinde bulundukları anda kendi varlıklarını yok saymalarıdır. Bilinenin aksine, doğrusal olarak ilerlemez zaman. Bunun ötesinde bükeysel olarak genişler. Öznesinin o anki duygu ve eylemlerine göre açılıp daralabilir. Söz gelimi herhangi bir zamanda devinim halinde olan bir fiil için dakikalar esnedikçe esner. Ve bu anın kucağında yeni bir boyuta geçilir. Tıkanıklıklar başlar akmaya.

Zaman kabz ve bast haliyle yansıyor yeryüzüne. Bu bir yanılsama değil. Örneğin, az zamanda çok şey yaşama hali olarak tanımlanan bast hali bir iz bırakır dünyaya. Bu esnada zaman algıların ötesinde genişleyerek günlük algıların ötesine düşer. İzdüşümü, akrep ve yelkovanın hareketinden bağımsızlaşır. Tekil, birincil, asıl oluverir. Belki de anı yaşayarak akışı yakalama halidir zamanın genişlemesi.

Diğer yandan kişinin belirli bir sürede yaptığı günlük sıradan işlerde zamanın ivmesi büyük ölçüde sabittir. Sapmalara pek rastlanmaz. Dikkate alınmayacak kadar az şaşar saatlerin hızı. Alelade işleri yapan milyarlarca insanın her biri için izafidir geçen günler. İçinde zahiren bulunduğu zamanda var olma becerisini gösterebilen özneler vardır. Diğerleri yok değildir. Var da değildir. Onlar araftadır. Herkes zaman zaman arafa düşer. Düşer, bunalır. Bunalır, kendisine gelir. Ve şansı varsa akışı yakaladığı yeni bir anda yeniden hisseder yaşadığını.

***

Görünürde hareketin ve eylemin hiç eksik olmadığı 21.yy’da insanlar genellikle zamanlarının olmadığından şikayet ederler. Bir yandan çok şeyi yapabilme arzusuyla oyalanırlar. Diğer yandan veremezler kendilerini bir işe bütünüyle. Bir şeyler engel olur. Öyle olduğu söylenir. Çünkü içinde bulunulan hareket ve hız sürecinde teğet geçilir hayati bir noktadan. En büyük eksiklik bilinçtir. Kişinin bulunduğu anda dış dünyayla uyumlu zihinsel faaliyet gösteremeyişi, engel olur duygularının tepki vermesine. Bu nedenle hatıralar duygularla beslenemez. Yaşantılar salt bilgi olarak kodlanır. Sineptik bağların eksik olduğu bir dizi deneyim beyni doldururken genellikle hissedilen belli belirsiz bir zihin yoğunluğudur. Bu mütemadi yoğunluk hissi, zihnin arka çekmecelerine itina gösterilmeden alelade yerleştirilmiş bir yığına dönüşür. Kim bilir, belki de sürü psikolojisinin doğuşu yığınsal zihin kalabalıklarıdır!

İnsanlar vardır. Mış gibi yapıp var olduklarını sanarlar. Akılları beyinlerinin, düşünceleri midelerinin, hayalleri gözlerinin kıskacında kıvranır durur. Beyhude geçti yıllarım derler. Ah, bana kaybolan yıllarımı geri verseler diye pişmanlık çekerler. Ah bir çocuk olabilsem diyerek kavuşmayı beklerler yaşan(a)mamış günlerine. Geride bırakılan zamandan duyulan memnuniyetsizliği ifade etmede kelimelere sığınırlar. Bazen avuntu bulurlar kelimelerin koynunda. Akıp giden zamanın içinde kendi varlığını yeterince duyumsayamayan insan, sıkışmışlık hissine teslim olur. Ve bu hal içinde yaşayıp gider yaşamdan uzak.

İnsanlar vardır. Yokken de vardır onlar. Onlar, sanki hep varmış gibi. Onlar, sanki hep konuşup hiç susmazmış gibi. Hem geçmişteki aziz nesiller gibi. Hem geleceğin de ötesine kalırlarmış gibi. Ezelden ebede dek var olanın kulu olmaya namzetmiş gibi. Zamanı büker gibi. Onlar, vardır. 

Mart 2021 

Deneme – Feyza Yılmaz