Sessiz Çığlık

Yazı – Fadime Nur Ateşçi

Fotoğraf – Maksim Goncharenok

‘’Bu soğuk sularda can vermemeliyim Tanrım, lütfen!’’ diye dua ederken bulmuştu kendini karanlığın ıssızlığında.

Eli, ayağı, zihni bağlanmış; her biri bilinmezliğe zincirlenmişti.

Ne acıydı ölümle yüz yüze olmak. Ne acıydı ölümden de beter olan bilinmezliğe vurulmak.

Ölüm…

Sahi, ölüm yegane kurtuluş değil miydi onun için,  mücadele edecek gücü kalmayanlar için?

Ama kaldı yine ona zor olan.

Hayat, ikinci bir şansı vermemişti ona henüz. Bunun farkındaydı da. Peki verecek miydi geri kalanında da?

İşte bunu ondan başka bilecek olan yok ya, öyleyse biz devam edelim anlatmaya.

Korkuyordu.

Onu nelerin beklediğinden haberdar bir şekilde korkuyor ve titriyordu. Vücudunun sırılsıklam oluşu ve gecenin ayazı dişlerini birbirine kenetliyordu.

Bilmiyordu hangi yöne gidecek, ne diyecek bilemiyordu.

‘’Tanrım, nereye gideyim?’’

Öyle bir bilinmezlik ve öyle bir çaresizlik ki iliklerine kadar hissediyordu.

Teslim olmalıydı, bırakmalıydı kendini. Ruhunu vermeye bile hazırdı. Peki ya özgürlüğünü de vermeye hazır mıydı?

Dakikalar akıp geçtikçe gece daha da kararıyor önce parmaklarından başlayan hissizlik gittikçe tüm vücudunu sarıyordu.

Bir nefeste bin korku,

Üç yüzde tek duygu.

Karanlık ve sarmaşık,

Bataklık ve balçık,

Sesler ve çalılık,

Adımlar ve çığlık…

İşte!

Bir yol göründü.

Açıl ona ey yol! Göster kendini, öyle bir göster ki kaybolup gitmesin sende. Çıkar onu beklediğine, ulaştır onu sevdiğine.

İşte! Gecenin güneşi,

Söyle ona! Hangi yöne gitmeli, ne yapmalı, nasıl olmalı… aydınlat onu. Parlaklığınla ısıt yüreğini ki gitmesin öylece. Işıt gözlerinin içini sönmesin sessizce.

Ve ağaçlar durmayın öyle, ortak olmayın bu karanlığa sessiz kalmayın daha fazla.

Alın onu topraktan ne olur. İzin vermeyin onun olmasına.

Ahenkle dans eden her bir dalınız çıkartsın onu semaya,

buluşturun mehtabıyla.

Yazı – Fadime Nur Ateşçi

Sonraki
Mahpus