Hikaye: Dilan Kılıç

Şehrin yanıp sönen sokak lambalarının altında bir adam deli gibi koşuyor. Karanlık hiç olmadığı kadar kara onun için. Adam kaçtıkça içine çekiyor sanki kaçtığı şey. Koşuyor, her seferinde bir önceki andan daha hızlı koşuyor. Peşinde. Adam nefes nefese, dayanamıyor. İri gövdesiyle asırlardır orada duran bir ağacın ardına saklanıp soluklanıyor bir süre. Aniden görünüyor yine o şey. Öyle öfkeli bakıyor ki adamın gözlerine, gözlerini delip geçiyor.

Bir el boğazını tutuyor. Canı çıkacak, ona bile izin vermiyor boğazındaki el. Sıktıkça sıkıyor. Tutup havaya kaldırıyor, ayakları boşlukta öne arkaya gidip geliyor. Nefesi kesiliyor. “Galiba birazdan ölmen gerekecek.” Can havliyle itiyor onu adam. Ama kaçamıyor, saat geçiyor. Zayıf bir ışık vuruyor ve o şeyin yüzü şimdi daha net. Adam tanır gibi oluyor. O şey elini bileğinden kavrıyor. Adam bunu nasıl yapabildiğini anlayamıyor. Diğer eliyle kulaklarına, gözlerine, sonra dudaklarına dokunuyor. İnce ama dayanılmaz bir acı hissediyor adam. Yavaş yavaş bütün bedenini sarıyor acı. Sonra nasıl oluyorsa bir anda kurtulup kaçıyor adam. Koşuyor koşuyor. Bilinmez bir boşluğa doğru, bir karanlıktan diğer karanlığa doğru. Koşarken aynı zamanda alev alev yanıyor bedeni. Karın boşluğuna ateşli şişler batırıyorlar sanki. Soluğu kesik kesik, azgın bir köpek gibi nefes alış verişleri. “Ölmen gerek!” Saat geçiyor.

Adam nihayet eve varıyor. Apartmanın aynalı kapısından kendine bakıyor. Korkudan bembeyaz olmuş suratı, soğuğa aldırış etmeden ateş gibi yanıyor. Dudaklarını yalıyor, ağzına çürümüş et tadı geliyor. Kapı açık, yukarı çıkıyor. Deliğe sokamadan anahtarı yere düşürüyor. Büyük bir gürültü kopuyor. Apartman birazdan başına toplanacak, bir an önce kapıyı açıp içeri girmek istiyor. Ayağı eşiğe takılıyor ve içeri yuvarlanıyor. Kapıyı kapatıp altlı üstlü kilitliyor.

Işıkları açmadan salonun perdesini hafif aralıyor. Sokak lambalarının sönüşü, sabahın habercisi. Kaçtığı şey görünmüyor artık. Pencereyi korkuyla karışık bir sinirle açıp avazı çıktığı kadar bağırıyor. “Hani neredesin? Korktun mu yoksa? Hadi gel, gel öldür beni. Yapamıyor musun? Korkaaaak!” Sanki bütün gece kaçan kendisi değilmiş gibi inletiyor ortalığı, o şey yeniden çıkarsa ne yapacağını bilmeden. Ne yazık. Sonraki geceye ulaşmayı hiç istemiyor.

Binanın sonra mahallenin pencereleri açılıyor bir bir. Her şeyden bihaber, dertsiz tasasız uykuları bölünen ve daha yeni uykuya dalabilmiş komşular küfrediyor. En heyecanlı yerinde dayağını böldü diye kıllı göğüslü, beyaz atletli bir adam tehditler savuruyor. Yarı çıplak, kızının yatağına girmeye çalışan babayı yolundan döndürüyor bağırışı. Adamın gelmişine geçmişine sövüyor baba! Bir eve girmeye çalışan hırsızı tedirgin ediyor sesi, hırsız işini yapamadan, adama küfrederek kaçıp gidiyor. Gençten bir çocuğu köşeye sıkıştırmış beş kişi, çocuğu bırakıp adama doğru yürüyor.

Pencereyi bir hışımla kapatıp perdeyi çekiyor. Küfürlerin, tehditlerin hepsi pencereye çarpıp paramparça ediyor. Cam kırıkları, ruhunu kanatıyor. O ana kadar hiç çıkarmadığı sesi, yanlışlıkla da olsa bir anlığına  birilerini kurtarıyor. Şimdilik. 

Hikaye: Dilan Kılıç

Sonraki
Cambaz