Yazı: Sevde Budakçı

Fotoğraf Der Spiegel’den alınmıştır.

Her şeyin manası olduğu gibi, bu dünyanın da bir literatür kelimesi olsaydı, şüphesiz ki bu: ‘’göç’’ olurdu. Her zaman fiziksel savaştan ötürü göç etmezsiniz. Bu bazen ekonomik sebepler, siyasal nedenler yüzünden ya da inancınıza yapılan bir psikolojik savaştan da kaynaklanabilir.. Fikir uğruna, özgür düşünce maksadıyla yahut baskı rejimi adı altında istenilen şeyleri yapmama üzerine gerçekleşebilir… Fazla aydınsanız, birikiminiz varsa, insanlığa ışık tutacak bir meşaleniz yanıyorsa, bu dünyada bulunduğunuz dönemin devleti etiniz ve kemiğinizden yararlanmak isteyecektir. Hem bu doğup büyüdüğünüz ülkenin, milletin gelişimi adına değil, diktatör hislerin kurbanı olmak adına olacaktır. Yıllar önce nasılsa, nasıl bir düzen kurulmuşsa, hâlâ değişmemiş bu ‘’insan katliamından’’ yani zorunlu beyin göçünden bahsetmek istiyorum sizlere. Etrafınızda yüzlerce örneklerden birinden, kahraman güçlü bir kadından…

Romanya’nın Almanca konuşulan Banat bölgesinde dünyaya gelmiş, 80’li yılların kadın yazar ve şairi; Herta Müller… Çavuşesku döneminde Rumen yaşamını anlattığı eseri ile dünya çapında tanınmış, Nobel ödüllü sağlam bir yazar. Kader yahut imtihan diyebilirsiniz, lâkin o diktatörlüğün içinde gözlerini açmıştı aslında. Faşist hitler ordusuna katılmasından dolayı hiç affetmediği babası, bunun bir göstergesidir hayatında. Birçok çevre bakımından dürüstlüğü ve iyiliği ile nam salmış Herta, üniversite eğitimini bitirdikten sonra çevirmen olarak işe başladı. Çavuşesku’ya muhalif, Almanca konuşan ve ifade özgürlüğü arayışında olan yazar topluluklarıyla hep birlikte oldu. Polis için muhbirlik yapması istemini ret edince çevirmenlik işinden kovuldu. İlk eseri olan kısa öyküler kitabı ‘’Niederungen’’1982 ‘de Almanca olarak yayınladı. Fakat Romanya’da bir köydeki yolsuzluk ve baskıları anlattığı için sansürlendi. Müller dönemin iktidarına yaptığı eleştirilerden ötürü hiç sevilmedi. Çoğu yazarın ortak kaderi olan, yasaklanan kitaplar furyasına onun kitapları da dahil oldu. Korku politikası altında yıllarca tehdit ,taciz, hatta bir bisiklet yolunda öldürülmek istendi. Tabii bu da yetmedi. Gittiği bir kuaföre üst düzeyden emir gelince kafasını yakma teşebbüsünde dahi bulundular. Fikirleri hatta düşünceleri uğruna defalarca öldürülmek istenmek..! Ne acı değil mi? Ama o yine de kendi ifadesiyle: ‘’Babalarımızın yaptığı hatayı yapmayacağım dedi…’’ 1987 yılında ülkesinden göç etti.

Müller, insan katliamından sıyrılmış binlerce hayattan sadece biri. O kaçmadı. Düşüncelerini diriltmek uğruna farklı yerlerde yaşamayı, yeniden doğmayı tercih etti. ‘’Gitmek çoğalmaktır bazen.’’ O içten içe azalmak yerine çoğalmayı seçti. Değer görmediği kitapları Almanya’da çok sevildi. Eserleri yaklaşık 24 dile çevrildi. Almanya’da tehdit mektupları almaya devam etse de; Tilman Spreckelsen’nin belirttiği gibi ‘’Almanya Herta Müller’in özgürlüğünü 8.000 mark karşılığında Romanya’dan satın aldı.’’ Yıllarca Çavuşesku diktatörlük rejimi altında aldığı ölüm tehditleri ve korkularından artık sıyrılan güçlü kadın bunu şu şekilde özetledi:

‘’Fakat tuhaf bir şekilde kendinizi alıştırıyorsunuz, hayalimsi bir anormallik oluyor. Korkunuzu evcilleştiriyorsunuz ve bundan başka bir şey yapmaya çalışıyorsunuz. Aslında bunun farklı bir şey olduğunu bildiğiniz halde bunu bazen başarıyorsunuz. Arkamda durmayı yıllar içerisinde öğrenmek zorunda kaldım: Arkamda durmayı… ’’

fotoğraf The Guardian’dan alınmıştır.

      

Evet… Müller arkasında dimdik durmayı başardı. Lâkin günümüzde hâlâ otoriter yönetimin hüküm sürdüğü birçok ülke var. İnsanlar baskıdan nefes alamaz hale gelip ülkelerini terk etmek zorunda bırakılıyor. Daha iyi yaşam koşullarının olduğu, özgürce fikirlerini söyleyebildikleri ülkelere göç ediyorlar. Bu insanlar kimine göre kaçak, kimine göre sürgün, kimine göre ise vatansız olarak adlandırılıyor. Geçtiğimiz yıl 272 milyon insan, savaş, yöneticilerinin hukuksuz uygulamaları ve refah seviyesinin düşüklüğü yüzünden vatanını terk etmek zorunda kaldı. Göç edenlerin bir kısmı eğitimli insanlardan oluştuğu için, son on yılda birçok toplum yetişmiş bireylerini beyin göçü ile maalesef kaybetti. Geride kalan rejim ise onların ülkelerini bırakıp, kendi tabirleri ile ‘kaçarak’ vatanlarını kaybettiklerini söyledi.

Şimdi soruyorum size kaybeden kim? Özgürce yaşamayı seçen Herta Müller mi? Hürriyeti için ülkesini terk eden, diktatörlerin zevki uğruna fikirlerini satmayıp, kurban olmayı seçmeyen insanlar mı!? Yoksa kendi çıkarları uğruna insanları harcamaktan çekinmeyen baskı rejimi sahipleri mi?

Yazı: Sevde Budakçı