Şiir: Rasih Yılmaz

Rutubet soluyan kan çanağı gözlerin şeytanı,

hangi bakışın bizi korkutacağını bilemezsin!

İstersen gel, son demini birlikte üfleyelim ruhun.

Gül; emzirebileceğimiz bir damarımız daha var senin için.

Bütün sıcaklığıyla çek kanımızı içine.

Çek ki; öfkemizin yanında öfkenin değersizliğini hisset, yalnızlığımızın gücünü fark et…

Fark et ki, aynı anda kaç yüreğimizin olduğunu gör!

 

Bizim ölümün sıcak yüzünü görmemiz, çok öncelere dayanır;

kuyulara salınan tabutumuzun salından tutalı,

üzerine düşlerimizin eliyle topraklar ekeli: öğren.

Arkamıza hiç bakmadan terk ettiğimiz cesedimizi,

hangi zaman diliminde kaybettiğimizi bile unuttuk artık.

Her gün sonbahar bize, her gün bir beylik aşkı daha döküyoruz gözlerimizden.

Önce ölürken doğmayı öğrendik, tetiğinde bekledik ‘kısrakları’,

ayaz akşamların ufkunda ‘aşk’ı: bil.

 

Hangi adalet terazisi tartacak;

umarsızlığımızda yüreğimizle göğe doğru attığımız adımların izleri kaybolup gitti; peşi sıra.

Giyotinler yaptık ellerimizle,

sepetlere düşürdüğümüz yüzlerimizde eksilmedi gülümsemelerimiz.

Cellatların zifte bulanmış damarlı suratları değildi son gördüğümüz,

geride kalan yarım bir bakışın siluetiydi.

Hiç’lere bölünüp durduğumuz yoklukta parıldayan gözlerimizi,

şeytaniliğine teslim edeceğimizi sanıyorsan ‘gerçeğimizi’;

‘kızılların cini’ sen ki sen aldanıyorsun; anla.

Şiir: Rasih Yılmaz