Hikaye: Dilan Kılıç

Her sabah hayır duasıyla çıkardım evden okula gitmek için. Annem, şeytanın şerrinden Allah’a sığınır, okur üfler, üstümü başımı düzeltir ve artık hazır olduğumu belirten son bir el hareketiyle uğurlardı beni. Bir kere okumayı unutursa eğer, başıma Allah korusun türlü haller gelebileceğini düşünüp benden önce dikilirdi kapıya. Anneme göre insanın başına bir şey bir defa gelirdi çünkü. Ve bu bir şeyin de okumayı unuttuğu zaman başıma gelme olasılığı çok yüksekti. Okulu bitirdim, işe başladım annem hiç değişmedi. Hayatımın her günü böyle geçti. Annemin kapıya dikilmeleri dakika şaşmadı. Okuyup üflemeyi hiç unutmadı.

Her hafta başında bir süvetere başlardı annem. Süveter giymekten nefret eden ben, o üzülmesin diye sonbaharın artık burun üşüten zamanlarından, ilkbaharın sonuna kadar hep süveter giyerek çıktım evden. Öyle de kaşındırıyordu ki şu meret.

“Oğlum, Halil’im bir bak annecim.”

“Efendim anne.”

“Şu süveterinin boyuna bir bakayım.”

“Anne yine mi ya? Diğer yaptıklarına baksana.”

“Olmaz bunun modeli farklı, ipi farklı. Ay aman ne bilecen sen hem.”

Ölçüler alınırken nasıl olduğunu anlamadan konu birden evliliğe gelirdi. Önce ağzımı arar, bende bir iş olmadığını anlayınca da üst komşunun Almanya’daki görümcesinden, adını ilk kez duyduğum uzak akraba falanca teyzenin Beylikdüzü’nde öğretmenlik yapan kızından bahsederdi. Sürekli birilerinin bir şeyleri olan kızlar, Allah’ım bir de üşenmeden hepsinin tek tek fotoğraflarını toplar, özelliklerini, ilgi alanlarını öğrenir adeta bir Büyük Larousse edasıyla bilgileri önüme döküverirdi.

Bu annelerin beyinlerinde olası gelin adaylarının kodlandığı bir bölüm mü var acaba? Yani kesin öyle bir şeydir. Yoksa yeşil gözlü, uzun boylu Hayriye’nin yirmilik dişini ne zaman çektirdiğini nerden bilsin? Annelik, büyülü bir güç. Sahi ya bu bilgi benim ne işime yarayacaktı ki?

Önüme serdiği gelin adayları ansiklopedisini ittirip istemediğimi söyleyince de, onu da nasıl yapıyorsa, gözleri direk sulanır, titrek sesiyle;

“Bir kızım olsun istiyorum artık be oğlum. Torunumla oynamak istiyorum. Bu kadarını da bana çok görme çocuğum. Kendi yuvanı kurup mutlu olmanı istiyorum.  Bir ömrü biriyle paylaşmak nasıl bir şey öğren artık. Kalbin pır pır etsin be Halil’im. Her şeyi ailenle yap, gez, dolaş, eğlen. Yeni bir dünya kapısı açılsın önünüzde. Çok mu şey istiyorum? Bak aileni görmeden gözüm açık giderim, sonra çok ah vah edersin arkamdan. İyiliğini istiyorum ben senin kötü mü ediyorum?”

Ah anneler, işlerine gelmeyen bir şey olduğunda nasıl da profesyonel oyuncu oluyor inanamıyorum. Oscar annelerin hakkıdır efendiler!

“Annem, canım annem. Bıkmıyorsun her gün aynı şeyleri konuşmaktan. Ah be güzelim. Yahu ne var şu evlilikte anlamadım gitti. İstemiyorum, iyiyim ben böyle. Hazır hissetmiyorum kendimi. Hazır olduğumda söz hiç beklemem.” diye savunmaya geçtiğimde, az önce yavru kedi gibi sesi çatal çatal çıkan annem adeta yırtıcı bir kaplana dönüşüyor. Ördüğü süveteri yün yumağına sarıp, şişleri de sanki kaba etime batırır gibi geçiriyor üstüne ve omuz silkip yanımdan kalkıyor. Son olarak da öldürücü darbe; “Sen bilirsin!”

Bir gün annem, yeni başladığı süvetere nasıl devam edeceğini unuttu. İki ters bir düz müydü? Tersi düzüne karıştı annemin. Sonra, her gün hiç aksatmadan kapıda dualarla beni uğurlamak için bekleyen kadın, yüzüme bakmadan geçip gitti yanımdan. En son da adımı unuttu işte. “Bakar mısın delikanlı?” diye seslendi bana bir yabancıya seslenir gibi.

Özür dilerim annem. Bir yuva kuramadım. İyiliğimi istemiştin ama… Senle iyiydim ben. Senden sonra hiç iyi olamadım. Her gün başka bir süveterle uyuyorum. Annemin elinin kokusu var üzerinde. Çok aşındılar ama kıyamıyorum. Kaşındırmıyor da artık. Annem gibi sarıyor.

Eski fotoğraflara bakınca hatırlıyorum. Babam Koca Memduh, süveter giymeyi çok severdi. Annem öyle büyük bir aşkla atardı ki babama ördüğü süveterlerin ilmeklerini. Babamla bir ömür yürüyeceği yolları işlerdi sanki. Belki de babamın özlemi kalbini her sızlattığında yeni bir süvetere başlardı. Ya da belki beni sürekli evlendirmek istemesinin sebebi, babamla yaşadığı o büyük aşk gibi bir aşkı benim de yaşamamı istemesiydi. Bilmiyorum.

“Evladım bir bakar mısınız bana acaba?”

“Geldim Gülşah Hanım.”

“Memduh Efendi’nin süveteri yarım kaldı. Getir bakayım çantamı.”

Annem, babamın Gül-Şah’ı beni unuttu, yaptığı örgüleri unuttu, kendini bile unuttu ama yol arkadaşı Memduh Bey’i hiç unutmadı. Evin her yerinde annemin tersi düzü yerli yerindeyken ördüğü süveterler ve annem, belki de hiç olmayacak çocuğum gibi yanı başımda.

Hikaye: Dilan Kılıç

Sonraki
Yoruldum