Şiir: Nur Akboz

Sabah vakti bir kaldırım taşındaki gölgeyle avuttum kendimi,

Adım adım ilerliyordu bendeki bende

Varsın, ardımda bir yerde.

Yokluğuna nasıl dayanırdım bilmem

Nasıl dayanırdım her sabah sensiz uyanmalara,

Ya da her gece yıldızlara bakmaya

Kayar da dilek tutarız diye semada.

Sonra çiçeklerin;

Menekşelerin var masanın üstünde pembe pembe açan.

Olmasan…

Dedim ya varsın, varsın işte.

Eski sandalyeme oturuyorum her akşamüstü,

Sen de tam karşımda.

Güneşi arkamıza aldım güneş gibi yüzüne bakıyorum,

Güneş senin kadar karanlık!

Gazetelerde haber kalmadı artık.

Kim ne nerede diye konuşulur olmuş.

“Bu ülke adam olmaz’’ derdin, uzun uzun mühim meseleler konuşurduk. 

Konuşuyoruz da işte, her akşamüstü ben aynı sandalyede,

Sen de tam karşımda…

Güneşi arkamıza aldım,

Güneş sen kadar karanlık!

Dedim ya varsın, varsın işte.

Biraz telaş hakimdi gönlümde

Olsun…

Varsın ya işte.

Bir buket aldım köşedeki çiçekçi kadından

Öyle doluydu ki içim,

Yürüyordum.

“Yaşlanmış bu yollar’’ dedim.

Sen benden önce çıkıverdin o yokuşlara

Ben güneşi arkamıza aldım,

Güneş senin kadar karanlık.

Alçak bir kapıdan geçtim eski, harabe…

Az kalmıştı varacaktık sevdiğin ağacın gölgesine

Buldum ağacı,

Buldum seni.

Sarıldım, sarıldım…

Kokladım nefesimin yettiği kadar

Ama üşümüşsün sen buralarda,

İyi bakılmıyor musun yoksa?

Sabah vakti bir mezar taşındaki isimle avuttum kendimi.

Ağladım…

Dedim ya varsın, varsın işte…

Şiir: Nur Akboz