Bir Öztürk Olmanın Dayanılmaz Gerginliği

Hikaye: Serkan Öztürk

İnternetin iyice yaygınlaşmaya başladığı iki binli yıllarda, o ana kadar hiç problem olmayan bir sorunla karşılaşmıştım; ismim! Ne kadar tanınıyorum internet camiasında, adım bir yerlerde geçiyor mu?” diyerek ismimi aratmaya başlayınca şoka girmiştim. Şöyle haberler aramalarımın ilk sıralarında yer alıyordu;

Serkan Öztürk, kendini jiletledi.”

Serkan Öztürk, Rus kadınla basıldı.” 

Serkan Öztürk, çıkan tartışmada okey istekasıyla arkadaşını hastanelik etti.”  

Bütün Serkan Öztürkler gazetelerin üçüncü sayfa konusuydu. Kriminal olaylar Serkan Öztürklerden soruluyordu sanki. Nasıl yaptı bilmiyorum ama hele bir tane haberde Serkan Öztürk silikon tabancasıyla intihar etti.” diyordu. Belli ki fakirdi gerçek tabanca bulup intihar edememişti. Ülkedeki bütün Serkan Öztürkler toplatılıp rehabilite edilse şüphesiz toplumda suç oranı azalacak, insanlar rahat bir nefes alacaktı.

Bu Serkan Öztürklerin arasından sıyrılıp -o dönem sadece oyunculuk yapıyor, resimle uğraşıyordum- sanatla gündeme gelmem çok zordu. En fazla Serkan Öztürk durduk yere sanat için soyundu.” diye bir haber çıkarttırabilirdim. Serkan Öztürklüğüm buna müsaitti ama bu eylemim de kariyerimin başlamadan bitmesine sebep olurdu. Bu isim olayında en çok annem ve babama gönül koydum tabii. Neden afili bir isim, nadir görülebilen bir isim bulamadınız bana diye…

Birkan Sokullu, Ferzan Özpetek, Sermiyan Midyat gibi başka bir kişide bulunması imkansız bir isim bulabilirlerdi bana. Mükremin Çıtıra bile razıydım. Gerçi biliyorum, problem soyadımızda. Öztürk’ün önüne ne koyarsan koy esnaf isminden öteye, ya da Öztürkler otobüs firmasının Amerikada ekonomi okuyan genç veliahtından öteye gitmiyor. Allah başka sıkıntı vermesin Öztürklük büyük sıkıntı. Bir bunu kıran Beyazıt Öztürk olmuş, o da garibim bir dakikadan sonra bu isimle yapamayıp Beyaz” kısaltmasını kullanmış. Serkan’ın neresini kısaltayım? Niye oyunculuk sektöründe patlayamadım diye kendi kendime sorduğumda “Çünkü ismim yeteneksiz!” cevabını verdim. Bu çok netti.

Ben de bir Kıvanç Tatlıtuğ olabilirdim ama ismimin buna engel olduğundan hiç şüphem yok. Yani Kıvanç’ın isminin Serkan Öztürk olduğunu düşünsenize. İstediğin kadar Yunan heykeli gibi ol, o isimle yakışıklı olamazsın. En fazla sempatik olursun.

Neyse, bu isim takıntım uzunca bir zamandır unutmuştum. Ta ki çocuklarımız dünyaya teşrif edinceye kadar. Öztürkten kurtuluş yok. Orası muhakkak olacak.

İlk oğlum Ali İhsan doğduğunda Ali“ ismini eşim çok istedi. Neden Ali?” diye sorduğumda; Bütün tanıdığım Aliler özel insanlardı. Hz. Aliyi de çok severim.” dedi eşim. Kabul ettim. Ama eştik, beraber yapmıştık Aliyi. Muhakkak benim de bir katkım olsun istedim. Eşim Sibel salata yapsa, katkım olsun en azından limonunu ben sıkayım demeyen bir adamdım ama çocuğu beraber yaptık, benim de katkım olacak, diye tutturmuştum. Bu kırmızı çizgimdi, zaten klişe bir soy isimle yaşıyoruz gerginliği üzerimdeydi. Ya Aliye bir ek yapacaktım ya da ikinci bir isim iliştirecektim. Aliyi de farklılaştırmam, akılda kalıcı yapmam lazımdı.  Sonuçta anne – baba sanatla uğraşıyordu ve Alinin de sanatçı olması olasılıktı. Önerin ne diye sordu eşim. İlk önerim Gülali” oldu. Gülali ismini duyan eşim; Sanatçıdan çok düğün şarkıcısı havası esiyor.” diye kabul etmedi. Gülali Öztürk” diye düşünce parlak ceket, briyantinli saçlar, elinde sazı, 3. Sınıf düğün salonunda yanık yanık oyun havası söyleyen biri canlandı gözümde. Sonra çok ısrar etmedim, otomatikman eledik. Aliyi farklılaştırmam çok zordu ve  eşim Ali isminden vazgeçmeyecekti. Araştırmaya devam ederken bir yakınımızdan “İhsan” önerisi geldi. Anlamına baktık, Allahtan ikram edilen demekti. Manası da, Ali ismiyle uyumu da hoşumuza gitti. Koyduk. Çevremizde Ali İhsan genelde beğenilen bir isim oldu. Sadece bir dostumuz Neden çocuğun yaşını 65ten başlattınız?” dedi. Nasıl yani?” dedim. Ali İhsan dede ismi yav!” dedi ve hunharca güldü. Dostumuz artık dostumuz değil. Görüşmüyoruz.

Eşim ikinci çocuğumuza hamileydi. Doktorumuz muayeneden sonra büyük bir sevinçle Tebrikler kız olacak” dedi. Kız çocuğu olacağını duyan eşim Nihal olsun mu?” dedi. Gülnihal aklıma geldi ama o an söylemedim. Zaten kısa bir süre muayene sonrası doktor bir öncekini aratmayan sevinçle; “Aa bu kız değil, erkekmiş, tebrikler.” dedi. Anlaşılan bizim hanım kedi doğursa doktorumuz sevinçle tebrik edecekti. Neyse Gülnihal elenmişti. Ne yapıp edip çocuğumuzun ismini sadece ben koymalıydım. Eşime ek yapma fırsatını bile tanımamalıydım. İki ismi de ben söylemeliydim. Meşhur birinin iki ismini koyarak  bunu yapabilirdim ve en azından başka aynı ismin olmasına bir nebze engel olabilirdim.  Kısa bir araştırmadan sonra önerimi söyledim. Cemil Meriç ismini düşünüyorum.” dedim. Neden Cemil Meriç?” diye sordu eşim. Bütün tanıdığım Cemil Meriç’ler çok zeki. Hatta bir tane Cemil Meriç çok iyi yazar. Kelimelerle tesbih çeken bir mürşid, iyi bir düşünür. Gözleri bu dünyaya kapanıp öteki âleme açılan bir âlim.” dedim.

Eşim de Cemil Meriç’i bir yazar olarak beğeniyordu ve ismi sevmişti. Ama merhum yazar Cemil Meriç’in âmâ olması onu biraz endişelendirdi. Allah korusun ya bizim çocuğunda gözlerinde bir sıkıntı olursa?” dedi. Yersiz bir evham” dedim. İsimlerin çocukların karakterlerine etki yapacağına inanıyorduk. Şahit olduğumuz nice olaylar vardı. Mülayim adlı bir çocuk gerçekten mülayim, uslu biriydi. Saksı gibiydi çocuk, kenara koy 1 saat öyle durur, kendiyle vakit geçirirdi. Bir arkadaşımız çocuğuna Yavuz Efe adını koymuştu. Çocuk hiperaktiflikten bir gıdım öteydi, Tazmanya Canavarı gibiydi, yerinde duramıyordu. Çocuk diğer çocuklarla oynarken birinin saçını çekiyor, diğerinin kulağını ısırıyor, kendinden 3 yaş büyük çocuğa çelme takıyordu. İlk kez bir çocuğa “İlerde mafya olur bu.” dediğimi hatırlıyorum. İsimlerin çocuklar üzerinde etkisi  tamam ama fiziksel eksikliklerin etkili olmayacağını bilimsel olarak açıkladım eşime;

“Öyle olsaydı bütün bilinen Timurların topal olması lazım. Aksak Timur var. Topal Osman mesela. E, Osman diye koşucular var. İnce Mehmeti düşünelim. Kaç tane Mehmet ince Allasen? Nice kalın, obez, iri yarı Mehmet var. Bunları nasıl açıklayacağız?” dedim. Bir ateisti bile imana getirebilecek bu açıklamalarım eşimi ikna etmeye yetmişti.

Oğlumun ismi Cemil Meriç Öztürk olmuştu. Sonunda bir Öztürk’ü nadir bulunan bir isimle birleştirmeyi başarmıştım.

Muhtemelen Cemil büyüdüğünde Baba, bana niye bu ismi verdin?” diye soracak. Ben iç çekip uzaklara dalıp;

“Çok geçerli nedenlerim  vardı oğlum, bir Öztürk soyadına isim bulmanın ne demek olduğunu sen de baba olunca anlarsın.” diyeceğim.

Hikaye: Serkan Öztürk