Hikaye: Hatice Can

Fotoğraf: Michelle Reeves

Omzuna hızlıca hırkasını alıp eline ilk gelen ayakkabıyı ayağına geçirdi. Kapının anahtarını önce iki defa sonra belki kitlenmemiştir diye düşünüp üçüncü kez çevirdi. Aceleyle bahçeden çıkıyordu ki komşusu Nalan ile karşılaştı,

“Teyzem nereye böyle?”  

“İlanları asmaya gidiyorum hanım kızım. Beni meşgul etme. Bir an önce bulmalıyım bu kızı.”

Hayriye teyze bunları söylerken bir yandan da eteğini, hırkasını düzeltiyor, başında eğri büğrü duran eşarbını çekiştiriyordu. Nalan endişeli bir yüz ifadesiyle;

“Teyzem sen yine de çok uzaklara gitme emi. Bak bir şeye ihtiyacın da olursa ben hemen şu yandaki bahçede oturuyorum.”

“Tamam hanım kızım sağ olasın” dedi içtenlikle. Giderken kendi kendine konuşuyordu, “Nasıl da iyi bir kız maşallah.”

Elindeki rengi solmuş kayıp ilanlarını teker teker yolda gördüğü ağaçlara asmaya başladı. Zaten asmış olduklarını hızla geçiyor, hemen boş başka bir ağaç bulmaya çalışıyordu. Yaklaşık bir haftadır sabahın ilk saatlerinde çıkıyor, yanına aldığı ilanları boş bulduğu ağaç ve duvarlara özenle yapıştırıyor, sonrasında da önüne çıkan herkese tek tek soruyordu;

“Bu kızı gördünüz mü?”

Şimdiye kadar gören olmamıştı. Nereye gitmiş olabilirdi ki küçücük bir kız çocuğu? Ne yapıp etmeli bir an önce onu bulmalıydı. Bunları düşününce yüzünün ifadesi değişiyor, korkuyla gözleri kısılıyor, omuzları düşüyordu. Nihayet bugün için elindeki son kayıp ilanını da boş bir binanın duvarına yapıştırdı. O sırada oradan geçmekte olan genci durdurup sordu;

“Bu kızı gördün mü?”

Genç resme baktı, saçları iki yandan örülü, üstünde beyaz yakalı okul önlüğü, sekiz- dokuz yaşlarında, siyah beyaz bir kız çocuğu fotoğrafıydı. Altında bir ev telefonu numarası yazıyordu. Aceleyle, “Yok. Ben görmedim teyze,” dedi.  Hızlı adımlarla uzaklaşırken, “Ev telefonumu kaldı yahu!” diye söyleniyordu genç. Hayriye Teyze gencin ardından bir müddet bakakaldı. Zamane gençleri pek de yardımsever değildi.

Günün sonunda sokak sokak dolaşmaktan epey yorulmuş ve susamıştı. Yoluna ilk çıkan mahalle bakkalından içeri girip bir su istedi. Suyu bakkalın elinden aldığı gibi dışardaki banka soluklanmak için oturdu. Karşısında duran mavi boyalı, büyük binaya takıldı gözleri, uzun uzun baktı. “Ne zaman yapmışlar bu koca binayı?” diye düşündü, epey şaşırmıştı doğrusu. Oysaki her gün bu sokaklardan geçiyor olmalıydı. Şaşkınlığı az dinlenip devam ettiği dönüş yolunda da sürdü. Önüne çıkan bütün binaları ilk defa görüyor gibiydi. Hepsinin önünde biraz durup, “Ne zaman yapmışlar bunları?” diye diye baştan aşağı süzüyor, tek tek binaları inceliyordu. O sırada kahvenin önünde toplanmış erkeklerin kendisine baktığını ve bir şeyler fısıldadığını fark eden Hayriye teyze utanıp başını çevirdi. Eteğini daha da aşağıya indirmek ister gibi çekiştire çekiştire hızla oradan uzaklaştı. Tedirgin olmuştu ve bir an önce eve gitmek istiyordu. Yürüdü, yürüdü… Yol boyunca küçük bahçeli evlerin sıralandığı, tek bir arabanın bile zar  zor geçebildiği, dar bir sokağın sonunda önüne sıvasıyla duran bir inşaat duvarı çıktı. Yol bitmişti. Bir çıkmaz sokaktı burası. Hayriye teyze yine uzun uzun etrafa bakındı, önünde gidilecek bir yol kalmamıştı, ki zaten yol olsa ayaklarında bir adım daha atacak fer yoktu. Ne yapacaktı şimdi? Kızı da bulamamıştı. Kaldırımın kenarına çömelip ağlamaya başladı. Elleri yüzünde hem ağlıyor hem de “Annem çok merak edecek beni. O küçük kızı bulun. Bulun onu. Kötü adamlar gelecek!” diye bağırıyordu. Bir anda etrafı kalabalık bir insan grubu sardı. Sadece seyredenler de vardı, yardımcı olmaya çalışanlar da. Nihayet içlerinden biri  polisi aramayı akıl etmiş, polis arabası gelene kadar geçen sürede de Hayriye teyze ağlamaktan yorulmuş, sakinleşmişti. Yanına yaklaşan polis memuru “Teyze evin nerede? Hadi ağlama, bak evine gideceğiz.” dese de Hayriye teyzenin cevap verecek dermanı kalmamıştı, usulca elindeki kayıp ilanını uzattı. “Bulun onu…” dedi son gücüyle. Memur kâğıda baktı. Bir anlam veremedi. Adresini tekrar sordu yine cevap alamadı. Polis memuru son çare bir telefon, bir adres bulurum ümidiyle çantasına bakmak istedi. Hayriye teyzeyi ikna etmek kolay olmadı. Ancak “Teyzem seni merak eden olmuştur. Hadi biraz bize yardımcı ol.” dediklerinde ikna oldu. Anne babasının daha fazla kendisini merak edip üzülmelerini istemiyordu. Tahmin ettikleri gibi üzerine adres yazılmış küçük bir kâğıt parçası çıktı çantadan. Herkes derin bir nefes aldı. Yorgunluktan yürümekte zorlanan Hayriye teyzeyi araca bindirip evine kadar getirdiler.

Polis arabasının sesini duyan Nalan bahçe kapısından girdiğinde polisler zili çalıyordu. “Boşuna basmayın memur bey. Evde kimse yok. Ben ilgileniyorum garibanla. Kimsesi yok.” diyerek anlatmaya başladı;

“Hayriye teyze doğduğundan beri bu evde oturuyormuş. Evin tek çocuğu, anne babasının kıymetlisiymiş. Sekiz, dokuz yaşlarında bir gün sokak kapısının önünde oynarken kaybolmuş. Görenler o saatlerde orada yabancı bir arabanın dolaştığından bahsetmişler. Ailesi sokak sokak gezerek neredeyse şehrin dört bir yanına kayıp ilanları yapıştırmış. Ne açlık bilmişler ne uykusuzluk, çalmadıkları kapı, uğramadıkları hastane, karakol kalmamış. Küçük Hayriye nihayet bir haftanın sonunda şehrin ücra bir köşesindeki çöplükte, üstü başı perişan bir halde bulunmuş. Bulunduğunda konuşamıyormuş çocuk. Biraz zaman geçip dili çözülünce anlaşılmış zavallı kızın başına gelenler. Uzun yıllar bahçelerinin dışına çıkamamış. Yabancı bir erkek gördüğünde avazı çıktığı kadar bağırıyormuş. Onun o bağrışmaları o dönem bütün mahalle sakinlerini derinden etkilemiş. Anne babası kızlarının bu travmayı atlatabilmesi için elinden geleni yapmışlar vaktizamanında, o olaydan sonra gözlerinin ucundan ayırmamışlar Hayriye teyzeyi. O da hiç evlenmemiş, bundan altı, yedi yıl önce anne babası vefat edene kadar onlarla bu evde yaşamış.”

Polis memurları dikkatle Nalan’ın anlattıklarını dinliyorlardı. Her gün onlarca vakayla karşılaşsalar da Hayriye teyzenin başından geçenler hepsini derinden etkilemişti. Nalan anlatmaya devam etti;

“Ben buraya taşındığımda anne babası vefat etmişti. Kimsesi yoktu ama aklı başındaydı, iyi kötü her işini kendi halledebiliyordu. Arada sırada bana gelirdi, oturur dertleşirdik. “Nalan kızım, yalnızlık zor.” derdi sık sık. Sonra ufak ufak unutkanlıkları başladı. Evin kapısını kilitlemeyi unutuyor, beni bahçede gördüğünde ara ara tanımıyordu. Bir gün mahalle bakkalı “Hayriye teyzenin bir sıkıntısı mı var? İkidir bir şeyler alıyor ama parasını vermeden gidiyor.” deyince anladım bir problem olduğunu ama yaşlılığına, yaşadıklarına verdim. Bundan altı ay önceydi, yemek koymuş ocağa dışarı çıkmış, küçük çaplı bir yangın çıktı evde. Baktık unutkanlıklar tehlikeli olmaya başladı doktora gittik beraber, ‘alzheimer’ teşhisi konuldu. Ama bu kadar hızlı ilerleyebileceğini tahmin etmemiştik. Şu altı ay içinde neredeyse her şeyi unuttu, bir tek çocukluğundan aşina olduğu kayıp ilanındaki kızı unutmadı. Haftalardır tek derdi var onu bulmak.”

Nalan, Hayriye teyzeyi evine götürürken polis memuru bir kez daha kayıp ilanına baktı. Küçük kızın resminin altındaki ismi dikkatlice okudu; Hayriye Adıyok. Polis arabaları oradan uzaklaşırken hepsinin aklı çocukluğunu ararken kaybolan Hayriye teyzedeydi.

Hikaye : Hatice Can

Önceki
Yük