Zafer Mahkûmları

Son güncelleme:

Deneme: Nur Akboz

Bulutların ardında gizlenen bir güneş olduğunu bildiğimiz sürece hiçbir kasvet bizi inandığımız gibi yaşamaktan alıkoyamaz! Ancak fark oluşturmak için zihinlerde, güneşin yalnızca aydınlatan kısmını değil, yakan kavuran tarafından da bakmak gerek gökyüzüne. Gökyüzü bir umman, içi dışı sırlarla kaplı… Görebilmek için önce, bakmayı denemek gerek.

Bir rüzgâr dalgası ile savrulmaya yüz tutan sonbahar yaprakları misali, nefsimiz ile dağları delmeye yeltenme cesaretimiz umduğumuzun dışında, ters orantıda. Yükselebilmek için alçakta bulunmak gerektiğini fark edemeyen benliğimizin kölesi bedbaht hayatlarımızı sürdürürken biz; diğer yönlerde fırtınalar, tsunamiler kopmakta!

 

Hak bu kadar açık ve net, lakin gözler yumuk; dünyanın ‘ışıltıları’ karşısında gözlerini açamayan yeni doğmuş bebek misali. Korkar dururuz bencilliğimizden ve dahi kendimizi alt etmekten! Hep yükseklerde olsa bile gözlerimiz, derin çukurlarda kibir anıtları inşa etmekte.

 

Evet, kendimize yenildiğimiz bir strateji oyunu bu! Evet, kendimizde boğulduğumuz bir okyanus bu! Ve evet, biz hep ‘’zafer mahkûmu’’ olmaya hevesliyken, ‘’zafersizlikler!’’ asrında küçük/büyük egolarımızda kaybolmuşuz!

Benliğimizin prangalarında iç savaşımızı sürdürerek, dış dünyada yaşanan kaosu durdurabilecek kahramanlar olduğumuzu varsayıyoruz.  Kendimize aldanırken, başkalarını aldatmaktan da kaçınmıyoruz. Yine kendimize döndüğümüzde acziyetimizle baş başa kalıp, vurdumduymaz isteklerimizle Rabb’e dualar ediyoruz, kabul olmasını dileyerek!

Daha ne kadar yenilgi görmek gerek, kavli dua yanına fiili duamızı ikame etmek için? Daha kaç bin insan gerek, dünyanın diğer tarafında acı çeken, bizleri gelecek hayallerimiz için dualar etmekten uyandıracak? Dünyanın ‘diğer’ tarafı diye tabir ederken dahi, kendimizi şanslı tarafta görmemizi sonlandıracak, hangi kaos gerek?

 

Tabi bizler umut kahramanları(!) Meyuslar kervanının umut bezirganları! Günahlardan para kazanan kurtuluş teologları, Allah’ın adını kullanan cennet tacirleri! Kendi yalanına inanan her zavallı gibi üzerinde Allah’ın adı yazan sahte icazetlere bel bağlamanın anlamsızlığını görmemekte direniyoruz, heyhat! 


Belki, henüz yeterince ağlamadık.
Belki henüz, anlamak için iç dünyamızla savaşmadık.
Dünyaya kızdığımız kadar kendimize kızamadık.
Ve sustuk.
Çaresizliklere… Ağlayan analara, çocuklara ve hatta şerefi zedelenmiş babalara.
Ama en çok…  En çok,  kendimize sustuk!
İçimizde bizi çağıran doğruya! Hak’kı bilerek, Hak’ka sustuk!

Deneme: Nur Akboz

Sonraki
Rüsva