Çamaşır Serme Sanatı

Son güncelleme:

Hikaye: Sümeyra Çağlayan

Fotoğraf: Dmitriy Ganin

Öyle kolay değil yıkanmış çamaşırları ipe sermek. Her şeyin bir usulü adabı var. Sanmayın gelişigüzel yapılır bu zanaat. Önce kirli çamaşırları sınıflandırmakla başlayalım. Bunun için mümkünse çamaşır makinasının önüne kirli sepetiyle konumlanmanız gerekir. Sepetten çıkan ilk çamaşırı rengi neyse sakince bir yere bırakın. Diyelim ki çıkan ilk çamaşırın rengi siyah, sonra gelen renkler sizin gruplandırmanızı yönlendirecektir. Sakın korkmayın ilk aşamayı başarı ile tamamlarsanız sonraki aşamalar çorap söküğü gibi gelecektir. Çorap deyince unutmadan buraya not edelim; sonra çoraplar konusuna ayrıca değineceğim.

Küçük tepecikler oluşturduğumuz çamaşır kümeleri sırasıyla siyah renkler, karışık renkler ve tabii ki beyazlardır. Şimdi karşısına geçip bir bakın bakalım en yüksek tepe hangisi? Diyelim ki beyazlar üstünlük sağlayıp kutsal makinaya girmeye hak kazandılar. Önce beyazları makinaya dolduralım ama dikkat edelim makinayı nefes alamayacak şekilde burnuna kadar tepelemeyelim. Rahatça dönebilmeleri için azıcık boş bırakalım. Evet yarışı kaybeden diğer renklileri kirli sepetine attıktan sonra makinaya; deterjan, yumuşatıcı, beyazlatıcı ve kireç sökücü gibi kimyasal bombardımanına maruz bırakma sırası gelmiş demektir. Ön yıkama, son yıkama, ekstra durulama… Makinanın programını da yaptıysanız artık diğer işlerinize dönebilirsiniz. Birkaç saat çamaşır mevzusunu kapatmış sayılırsınız. Ama makina biter de unuturum kaygısı taşımıyorsanız işinizi yapmaya devam edebilirsiniz. Zira en kötü koku yıkanmış çamaşırın makinede bekledikten sonra kapağını açtığınızda burnunuza gelen kokudur. Eğer maazallah çamaşırları bittikten sonra o dehlizde unutursanız vay halinize! Yukarıda çorap konusuna değineceğim demiştim ama unuttum, siz de hiç hatırlatmıyorsunuz! Çorap mevzusu çok derin. Kısaca değinmek gerekirse, ”O çorapları Allah bildiği gibi yapsın!” Sepetten aldığınız çorapları asmak ayrı dert toplayıp çiftini bulmak apayrı dert. En güzeli üç ya da beş yaş aralığında bir çocuğunuz varsa koyun önüne çorapları tek tek ayıklasın. Mutlaka sonunda yalnız kalmış eşinden ayrılmış ve kavuşması imkânsız bir düzine çorabınız olacaktır. Makinada ya da çekmecede diğer tekini bulma umudu da taşımayın bence. Sessizce bu konuyu kapatıp asıl işinize dönmenizi tavsiye ederim. Amacım kimse üzülmesin.

  Konu nerden nereye geldi değil mi ipe çamaşır serecektik yıkamada boğulduk resmen. En önemli meselemiz bu çıkan kar beyazı -hiçbir zaman çamaşırlar yeteri kadar beyaz olmaz- çamaşırları sermek! Şimdi bu sanatı küçümseyenler çıkacaktır aranızda. Saygı duyarım hatta önünde bacak bacak üstüne atar kahve içerim. Ama eğer siz de bir Ayşe hanım, Hatice hanım ya da bir Emine teyzenin kızıysanız o çamaşırlar adabına göre asılacaktır, başka da çaresi yoktur. Bunu daha küçük yaşlarda terlik hedefi olarak kullanılan bizim kuşak çok iyi bilir. Önce tozlanan kirlenen balkon mümkünse foşur foşur yıkanıp kırklanır. Sonra ıslak çamaşırlarımızın ilk ikametgâhı olan ip temiz bir bezle, itina ile silinir. “Eğer ipi silmezsen o çamaşırları mecbur bir daha yıkayacaksın, kaçarı yok!” Bizzat benim bile sırf mandalları yıkamadan çamaşırları tutturduğum için tekrar tekrar çamaşır yıkamışlığım var.  

  Evet şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere: Elimize aldığımız ilk çamaşırın boyutu nedir? Düğüm burda çözülmeye başlıyor dostlar. En usta matematikçiler gelse, bir Ayşe teyze kadar çamaşır hizasını tutturamaz. Şöyle ki; eğer ilk çamaşır bir beyaz tişörtse yırttık demektir. Hemen ipe serelim. Bir dakika! En önemli üçlemeyi unutuyordum az kalsın. Tabii ki çamaşırı sepetten aldığın gibi ipe mandallayamazsın. Kutsal üçlemeyi yapmazsan asla çamaşır istediğin düzlükte olmaz. Kutsal üçleme dediğimiz şeyi sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Sepetten aldığımız çamaşırı bütün kuvvetinle üç kere çırpmak. Peki neden bir kere değil de üç kere? Kaç yaşına gelirsen gel seni bir zebani gibi takip eden bir batıl inançtır ki bir kere çırptığın çamaşır hiçbir zaman yeterince düzlenmez. İşte bu sebeple, asla bir ya da iki değil, her zaman üç kere omzunu kolundan çıkarır gibi bütün gücünle çamaşırı kendinden geçirircesine çırpacaksın. Mevlid okuyan teyzelerin cemaati coştururken söylediği gibi “Haydi aşk ile bir kez daha”. Sonuçta bir sanat icra ediyoruz değil mi canlar. Evet üçlememizi de yaptık, Elhamdülillah. Şimdi serim işlemine geçebiliriz. 

  Beyaz tişörtü unutmadınız değil mi? İpe serdiğimiz bu ilk çamaşır bizim için bir mihenk taşı olacak. Sonra gelen çamaşırlar ilk serdiğimiz çamaşırla ya aynı boyutta olacak ya da bundan bir tık daha küçük. Yani buradaki mantık şudur: Karşıdan bakan komşu ” Bak bak bak! Ayşe hanım çamaşırları ne de güzel sermiş, hem de beyazları kar gibi” diyecek mazallah göz zevki bozulmasın. El âlem!  Rahatça balkonu dikizleyebilsin. Şu sanatı zaten el âlem için yapmıyoruz da ne için yapıyoruz değil mi azizim.

Dostlar! Boy boy sıraladığımız çamaşırlarımız büyükten küçüğe yerlerini aldılar değil mi? Şimdi yukarıda anlattığım haylaz çorapları gördüyseniz çamaşır sepetinin de dibini görmüşsünüz demektir. Çorap sermek dünyanın en sıkıcı işlerinden biridir. Eller sepete git gel yapa yapa yorulur, o sırada beyin “ayyy atın beni denizlere” demeye başlar. Sabır tam da bu zamanda en çok lazım olan şeydir çilekeş sanatçıya. Zaten mandal da bitmiştir çorapları ikişer üçer serip kendini içeri zor atan sanatkâr artık köpüklü bir Türk kahvesini hak etmiştir. 

  “Şimdi bu kadar detaya ne gerek vardı bizi buraya kitledin” diyenler olacaktır. Ben bunları yazmasam kim nerden bilecek bizim kuşağın travması olan çamaşır serme olayını hâlâ bir kambur gibi sırtımızda taşıdığımızı. Hem valla bravo! Beni buraya kadar dinlediyseniz siz de bir Hatice’nin ya da Fatma’nın evladısınızdır. Zira yeni nesil kurutma makinası ile gayet mutlu.

Hikaye: Sümeyra Çağlayan

Sonraki
Tanrıça