Hikaye: Mus’ab Atıcı

Fotoğraf: Elena Rabkina

Bay Frank hızlı adımlarla haradan içeri girerken huysuz bir ihtiyar gibi kendi kendine söyleniyordu. “Tanrım, ne zaman bitecek bu yağmurlar? Kendimi bildim bileli bu şehre yağmur yağıyor. Ben artık biraz güneş istiyorum. Bu kadar zor olmamalı.” Üzerindeki kalın siyah palto ile adeta denize düşmüş de daha sonra buraya gelmiş gibi bir havası vardı. Bay Frank’ı kapıda genç seyis John karşıladı. John sevecen, çalışkan fakat biraz sakar bir delikanlıydı. Bu harada iş bulmasında Bay Frank çok yardımcı olmuştu. O yüzden John, Bay Frank için elinden gelen işi en iyi şekilde yapmaya çalışırdı. Bay Frank, John’a hiçbir şey söylemeden bir haber bekler gibi baktı. Bakışlarında belli belirsiz bir merak vardı “Nerede?” diye sordu. John cevap vermeden karanlık koridora doğru yönelmişti. Tabii Bay Frank da hiç tereddütsüz onu takip etti. Kısa süren bu yolculuktan sonra “Tatlı Öpücük” adlı soylu atın tavlasının önüne gelmişlerdi. Bay Frank atı görünce yüzü aydınlandı. Bu öyle bir aydınlanmaydı ki zannedersiniz dünyada atı evcilleştiren ilk insan kendisiydi. Genç seyis John, Bay Frank’ın mutluluğu gözlerinden okunurken bir taraftan da atın seceresinden ve huyundan bahsediyordu. ”Bay Frank, Tatlı Öpücük safkan bir İngiliz’dir. Altın kahve dediğimiz bir renge sahip. Özellikle çayır otu ve yonca otunu çok sever. Günde düzenli olarak aynı saatlerde olmak üzere üç defa kaşağılanmaya bayılır. Şimdiye kadar ki antrenörleri ile hep uyumlu çalıştı.” John atın özellikleri nerdeyse bir pazarlamacı iştahı ile sayarken Bay Frank’ın dinlemediğini fark etti. Atın karşısında büyülenmiş gibiydi. Belli belirsiz mırıldandı. “Evet bu defa olacak. İnanıyorum bu defa başaracağım.” Bay Frank bu tanışmada kaderinin Tatlı Öpücük ile değişeceğine inanmıştı. Aslında o başarılı bir jokeydi. Birçok soylu ve safkan atla farklı kulüpler adına yıllarca yarışlara katılmıştı. Çok kürsü görmüştü. Fakat hiç birinci olamamıştı. Onun için birinci olamadıysa ikinci veya üçüncülüğün hatta nal toplayıp en arkadan gelmenin bile hiçbir farkı yoktu. Öyle ki Bay Frank bu birincilik meselesini o denli kafasına takmıştı ki iki defa evliliğin kıyısından dönmüştü. İki defa nişanlanmıştı. Ama yarışa hazırlanması gerektiği dönemlerde kimseyi gözü görmezdi. Açıkçası ilgisiz, çekilmez ve geçimsiz bir adam olur çıkardı. Her iki nişanlısı da yağmurlu akşamlarda terk etmişti bu talihsiz adamı. Belki de bu yüzden yağmurlu havalarla kavgalıydı. Oysa yarışları bir kumar gibi görüyordu. Ve bu tabloda hem aşkta hem yarışlarda kaybeden Bay Frank oluyordu. Her terk edilişin, her hayal kırıklığının sonunda Bay Frank soluğu harada alıyor, saatlerce atlarla çalışıyor, hatta onlarla sohbet dahi ediyordu.

Bu büyülü tanışmanın üzerinden iki gün geçmişti. John, Bay Frank’ın aynı gün haraya yeniden geleceğinden o kadar emindi ki tüm mal varlığı üzerine bahse girebilirdi. Fakat düşündüğü gibi olmamıştı. Belli ki Bay Frank bu sarsıcı tanışmaya kendini alıştırmak istemişti. Buluşmadan iki gün sonra Bay Frank yine aynı tavlanın önündeydi. Tüm dikkati ile Tatlı Öpücük’ün gözlerinin içine bakıyordu. Bay Frank büyülenmiş gibiydi. Ani bir irkilme ile kendini toplayıp “Hadi bakalım dostum, koşarken nasılsın, seni bir de pistte görelim?” dedi. Küçük bir hazırlık safhasından sonra Bay Frank ve Tatlı Öpücük antrenman pistine çıkmışlardı. Bay Frank ilk kez ata binen bir çocuk kadar mutlu, Tatlı Öpücük ise rüzgarda dalgalanan yeleleri ile bir o kadar özgür görünüyordu. Bir yapbozu tamamlayacak son parça gibiydiler. John onları izlerken hayreti saklama gereği duymadan mırıldandı, “Galiba bu defa başaracağız.” O gün John ve diğer çalışanlar bu defa Bay Frank’ın birincilik kürsüsünü göreceğine emindiler.

Haftalar birbirinin peşine takılıp giderken, John ve diğer çalışanlar resmi bir tören izler gibi, her gün sabah saatlerinde başlayıp akşam hava kararana kadar süren Bay Frank ve Tatlı Öpücük’ün ilham veren uyumlu çalışmalarını izlediler. Onlar izlerken yoruluyordu fakat Bay Frank ve Tatlı Öpücük sanki ömürlerinin geri kalanını bu tempoda çalışarak geçirebilirdi.

Bay Frank, girişi direkt yoldan olan, bu yüzden farelerle paylaşmak zorunda kaldığı eski rutubetli evinin yolunu çoktan unutmuştu. Tatlı Öpücük’ün hemen yanı başında saman balyalarından hazırlandığı biraz rahatsız ama huzurla uyuduğu bir yatak yapmıştı. Hele bir de o gün yaptıkları çalışma verimli geçtiyse değmeyin Bay Frank’ın keyfine.

Yine yağmurlu bir öğle sonrası haranın en yaşlı seyislerinden Richard elinde bir broşürle kendinden beklenmeyecek bir hızla çıkageldi.  Yaşının vermiş olduğu bitkinlikten ve yorgunluktan olacak nefes nefeseydi. Elinde ki broşürü John’a uzattı. Kesik kesik konuşmaya başladı, “Bu… nu Bay Bay Frank’a ulaştır he he hemen!” John elindeki broşüre baka kaldı. Komşu şehirde ulusal statüde bir yarış düzenlenecekti ve çok iyi bir ödül söz konusuydu. Broşür adeta bir davet mektubu olmuştu. John saman balyaları üzerinde uyuyan Bay Frank’ı sarsarak uyandırdı. Böyle bir uyanmayı pekiyi karşılamayan Bay Frank yattığı yerden sert sert John’un yüzüne baktı. John hiç aldırış etmeden, “Bay Frank bakın buna, bakın bu broşüre. Beklediğimiz gün beklediğimiz yarış geldi. Hem de kilometrelerce yol gitmemize gerek kalmadan. Sadece Tatlı Öpücük için bir römork yeter.” Bay Frank duyduğu cümle karşısında uykusundan aniden uyanan bir kedi çevikliği ile sıçrayıp John’un elinde tuttuğu broşürü kapıverdi. Broşürü okurken gözlerinin içi gülüyordu. Heyecandan yanı başından duran John’u unutmuştu. Tatlı Öpücük’ün karşısına geçti. Bir dostu ile konuşuyormuş gibi tüm broşürü okudu. Uzun uzun konuştu onunla. Uzaktan görenler bu gedikli jokeyin ilk defa bir koşuya katıldığını düşünebilirdi. Aslına bakılırsa evet, Bay Frank ilk defa bir koşuya bu kadar inanmış olarak girecekti. Bu öyle bir inançtı ki harada çalışanların en kıdemlisinden en kıdemsizine, en yaşlısından en gencine kadar herkes bu koşunun kazanılacağında hem fikirdi. Bu defa Bay Frank kariyerinin ilk zaferini kazanacaktı.

Günler su gibi geçip giderken Tatlı Öpücük ve yirmi üç yaşını bir antrenman esnasında at sırtında kutlayan Jokey Bay Frank Hayes tek vücut olmuş gibiydiler. Aralarındaki uyum herkes için umut kaynağı olmuştu. Bu köhne, herkesin bir tarafa attığı, görmezden geldiği,  zar zor ayakta duran haradan bir şampiyonun çıkması dahi herkesin hayallerini zorluyordu.

4 haziran1923, nihayet beklenen yarış günü gelmişti. Bay Frank Tatlı Öpücük’ün sırtında bu yarışı birinci bitireceğinden hiç olmadığı kadar emin görünüyordu. Hava yine kapalıydı. Yağmur yağmış, dinmiş, fakat kapalı bir hava vardı şehirde. Bay Frank bu duruma bile aldırış etmedi. Belki de heyecandan olacak havanın bu durumuna söylenmedi bile. Bugün hiçbir şey moralini bozamazdı. 

Tatlı Öpücük’ün yuları John’un elindeydi. Başlama noktasına doğru ilerlediler. Başlama çizginden önce giriş yapılacak alana gelmeden önce John, Tatlı Öpücük’ün kulağına sakince fısıldadı, “Bunu başarabileceğinizi biliyoruz. Sen ve Bay Frank çok özelsiniz. Bay Frank seni, hatta koşuyu bıraksa bile sen asla pes etme. Onu bırakma.”

Tüm atların yerini alması ile beraber, coşkulu bir kalabalığın izlediği koşu başladı. Çıkışta biraz geride kalan Tatlı Öpücük ve Bay Frank kısa sürede toparlanıp ilk dörtlüde yerine almışlardı. Her şeyden emin görünen Bay Frank ne kendisini ne de Tatlı Öpücük’ü çok zorlamadan bir süre aynı sırada devam etti. Önünde giden atların yerleri sürekli değişirken Tatlı Öpücük ne geçiyor ne de geçiliyordu. Bir süre sonra Bay Frank bulduğu ilk düzlükte bir anda öne doğru hamle yaptı. Bay Frank eyerin üzerinde neredeyse ayağa fırlamıştı. John ve haradan gelen birkaç çalışan Tatlı Öpücük’ün bu hızda gidişi esnasında Bay Frank’ı hiç bu halde görmemişlerdi. Heyecandan ne yapacağını bilemeyen John bir ara yaşlı Richard’ın omzuna yüzünü gömerek kendine gelmeye çalıştı. Richard, bu genç adamın heyecanına ve ölmeden önce böyle bir yarışa şahitlik ettiği çok memnundu. Tebessümle yarışı izliyordu. John başını kaldırdığında gözlerine inanamadı. Tatlı Öpücük bir anda farkı iki at boyu açmıştı. John sevinçten ağlamayacak gibi oldu. Bay Frank ve Tatlı Öpücük emin şekilde bitişe doğru gidiyorlardı. Bay Frank eyerin üzerine yeniden oturuverdi. Buna bir oturma değil, kendini bırakma denirse daha doğru olurdu. Bir ara Bay Frank olağanca hızı ile koşan Tatlı Öpücük’ün boyun kulak hizasına doğru eğildi. Sanki ona bir şeyler söylemek ister gibi ileri doğru uzanmıştı. Eliyle tuttuğu deri yuları bileklerine doğru sıkıca kavradı. Tatlı Öpücük’ün yeleleri rüzgarda savrulurken gökyüzünde dağılan bulutların ardında güneş ışıldayan yüzünü göstermişti. Bir damla yağmur tanesi düştü Bay Frank’ın hafifçe göğe doğru kaldırdığı yüzüne. Zar zor gözünü açtığında kopan alkış kıymeti arasında bitiş çizgisi geçtiklerini gördü. Güneşin yüzüne vurduğu hissi ile yüzüne tatlı bir gülümse yayıldı. Hava açılmış, koşu bitmişti. Bay Frank Tatlı Öpücük’ün sırtında aynı şekilde duruyordu. Attan inmemişti. John ve diğer seyisler mutlulukla yanlarına vardıklarında John aniden duraksadı. Bir şeyler ters gidiyordu. John, Tatlı Öpücük’ün yularını tuttu ve Bay Frank’ın inmesi için hamle yaptı. Bay Frank Tatlı Öpücük’ün sırtında öylece cansız bir şekilde duruyordu. Aşağı alındığında çok geçmeden anladılar ki Bay Frank henüz yirmi üç yaşında, kazandığı ilk birincilik esnasında, heyecanına yenik düşmüştü. Ayakta iken oturup Tatlı Öpücük’ün boynuna uzandığı o an aslında Bay Frank’ın son anlarıydı. Yağmurlu, kasvetli bir havanın ardından güneşli bir gün ile son bulan yarışta Tatlı Öpücük, Bay Frank’ın nefesinin bittiği yerde ona nefes olmuştu. Koşmayı bırakmamış ve bitişi geçmişti. Böylece Bay Frank ölü olarak yarış kazanan ilk jokey, hatta ilk sporcu oldu. Frank Hayes, belki birincilik kürsüsü görmemişti ama mutlu ölmüştü. Tatlı Öpücük, o günden sonra  “Ölümün Tatlı Öpücüğü” olarak anılmaya başlandı ve bir daha hiçbir yarışta koşmadı.

*Yaşanmış gerçek bir olaydan ilham ile öyküleştirilmiştir.            

Hikaye: Mus’ab Atıcı