Başım Sağ olsun

Başım Sağ olsun

Günlük: Öykü İnanoğlu

Fotoğraf: Fidan Nazim

 

Bazen hislerimi kağıda dökmek sonra o yazılara uzaktan bakıp somutlaştırabildim mi diye görmek istiyorum. Bugüne kadar 5 milyar yıl geçmiş, bu dünyada trilyondan fazla insan yaşamış ve katordesilyon tane duygu hissedilmiştir diye tahmin ediyorum. Kendini ifade etme yetisinde olan insanlar bir şeyler yazmış ve bunların belki de %10’u somutlaştırma gayreti içerisine girmiştir. Şu anda yazdıklarımı geri dönüşümde küçültüp ufak elma çekirdeği ile ekmek istiyor, ağaç olgunlaşıp meyve verdiğinde de o elmaları hunharca ısırmak istiyorum. Başım sağ olsun.

Whatsapp son görülme zamanlarım kendime sorduğum soruların kağıda yazıldıkça artan puntoları gibi, bana bir şey anlatmaya çalışıyorlar. Mahlas ne güzel kelime. Hem anlamı hem de söylenişi güzel. Mahlas… Boşver be birader der gibi. At bilinçaltına, ismini söyleme. Sus ve anlatma kimseye. Uzun süredir bakıma girmemiş bir motorun egzozu gibi arada duman çıkarsın en fazla, ne olacak? Çevreyi kirleten onca şeyin arasında senin de katkın olduğunu nereden bilecekler? Başım sağolsun.

Bilemezler. Sen daha bilmiyorsun ki?

Elmalardan belki meyve suyu yaparım. Bunca zamandır kirlettiğimiz çevrenin vicdan azabını sağlıklı yaşam bağımlılarına dönüşerek gidermeye çalışalım. Sözlerini keskinleştir ama istediğin zaman kullanamazsın. Kendin ol ama asla kendinmiş gibi davranma. Yanlış anlaşılmaktan korktuğun için dan dun konuş. Danduncu diye yaftalanırsan istediğini diyebilirsin. Danduncu olma öyleymiş gibi yap, yaftalanmak her zaman gerçekten öyle olmaktan daha iyidir.

Konuş, dediklerini destekleyecek hareketleri dediklerin unutulmadan ama sıcağı geçmeden yapma. Elmaların içine zehir enjekte ederim belki ama o zehire bağışıklığı olan insanlara hediye ederim. Olay da bu, vicdan azabı hissetmeden istediğini yapabilmek. Hayat da budur belki. Bir elmadır.

Rahat uyu Nesli. Başım sağ olsun.

 

Arabada İkimiz

Arabaya biniyorum. Sağ koltuğa. Sessiziz. İkimizde gitmek istiyoruz da ortamda biri cümlesinin hep ortasında gibi. Gitmemize izin vermiyor. Söylemek istediklerim var. Kaybetmekten korkmak insanın düşüncelerinin sağlıklı akmasına neden engel olur? Arabayı durdurmanı isteyip birine sormak istiyorum;
-Siz de benim şu an yaşadığımı yaşadınız mı?

Günün nasıl geçti diye soruyorsun. Güzel diyorum gülümseyerek ama aslında benim içimden bağırmak geliyor, kaybetmekten korkuyorum ve bu yüzden kendimden nefret ediyorum demek istiyorum. Belki alınacak belki sorunun ne olduğunu soracak, bilinçaltımın şakağıma dayadığı bıçaktan kuvvet alarak sorunlarımı söyleyecek ve seni kaybedeceğim.

Kaybetmek. Bu kelimeyi literatürümden çıkarmak istiyorum.

Işıkta duruyoruz. Duralım istemiyorum. Yola bakarken meşgul ettiğim bilinçaltım ışık hızında akıyor şimdi, dördüncü salisede ilk düşüncemi kaçırıyorum. Kaçırmasam belki orada bir yerlerde özgüvenimi yakalayıp, ağzımdan çıkabilecek sözleri durdurma ihtiyacı duymayacağım.

Kırmızı ışık gözümü rahatsız ederken düşüncelerime kaldığı yerden devam etmek istiyorum. Düşüncelerimde bir kutu var. El emeği göz nuru işlemişler. Biri düşürmüş sanırım, sağ üst köşesi biraz aşınmış.

Sen o kutuda ol istiyorum. O kutuda olursan korkmayacağım. O kutuda olursan bu arabada sağ koltukta hep ben oturacağım. Başka biri seni gülümsetemeyecek. Zaman sonsuza gittikçe başkaları ile yaşadığın anılar sıfıra gidecek. Benden önce dokunduklarının bir anlamı kalmayacak.
Işık yeşile dönüyor. Tüm cesaretimi topluyorum, bu sefer anlatacağım sana. Ağzımdan tek kelime çıkıyor;

-Kutu.”

O güzel gözlerinle bana bakıyorsun.

-Kenara çeker misin? Bir kutu kibrit alacağım.”

Kendimi yakacağım.

 

Günlük: Öykü İnanoğlu

 

Aslında neye ihtiyacınız var biliyor musunuz? Her şeye sahip olduğunuza dair farkındalığa.. ve ben sizi bunu anlamanız için gereken algı dairesi yarıçapından mahrum etmeyeceğim.

Bir cevap yazın

Lapsus Dergi'ye [email protected] üzerinden ulaşabilir ve yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi gönderebilirsiniz.

Kalem Sürçmesi

lapsus dergi