Kaybolan Gülüşlerimiz

Kaybolan Gülüşlerimiz

Hikaye- Hatice Can 

 

  Çekine çekine gişeye yaklaştı:

             -Bir kişilik  Adana bileti lütfen!

             -Kimliğinizi uzatır mısınız?

            O an bütün vücudunu kaplayan bir sıcaklık hissetti. İstemsizce yüzündeki ifade değişmişti. Sakin olmaya çalışarak:

            -Kimliğimi evde unutmuşum, dedi. Şimdi gara gelince farkettim. Ev Kartal’da, elimde bavullar dönemedim de.

            -Adınız?

            -Hümeyra Çalışkan

            -Tc numaranız?

        

Yutkuna yutkuna sırasıyla, tek tek rakamları söyledi.  Aylardır  kardeşinin kimliğini kullandığı halde yalan söylemeye alışamamıştı hâlâ. Sırtındaki buram buram ter  eline bileti alınca aniden soğudu. Bir nebze rahatlamıştı. “Yolu yarıladım,” diye düşündü. Otobüsü kimlik kontrolü için durdurmazlarsa her şey yolunda gidecekti. Yaşadıkları zamanın yeni adetleriydi bunlar; her an yolda, arabada, birisi yolunuzu kesip kimlik kontrolü yapabiliyordu.

 

İçine son sekiz yılını sığdırdığı bavulu muavine uzattı usulca. Otobüse doğru ilk adımını atarken yıllar önceye gitti düşünceleri. Davullu zurnalı, büyük bir kalabalıkla bu şehre uğurlandığı güne.  O yıl üniversite sınavında il birincisi olmuş üstelik ülke genelinde de iyi bir derece yapmıştı. Yaşadığı ilçede pek görülen bir hadise olmadığından bir hayli ilgiyle karşılanmıştı bu olay. Uğurlamaya belediye başkanı, ilçenin önde gelenleri bizzat gelmişti. Küçük çocuklar ellerinde “Sen bizim gururumuzsun” yazılı pankartlar tutuyorlardı. O gün o gururla hiç ağlamadan ilk adımını atmıştı otobüse. Bugün ise omuzları düşük, gözü  yaşlıydı.  Yerine geçtiğinde küçük sırt çantasından bir peçete çıkarıp gözlerini sildi.  Oyalanmak için etrafa bakınırken hemen karşısında ki büfenin önünde oturan on sekiz, yirmili yaşlarda bir delikanlı dikkatini çekti. Yaptığı işten olsa gerek diye düşündü, kılık kıyafeti pek düzgün değildi hatta biraz kirli ama yüzündeki kocaman, içten gülümseme tüm eksiklerini örtüyordu. İlk başta neye, kime olduğunu anlayamadı fakat dikkatlice bakınca gelip geçen herkese aynı içtenlikle gülümsediğini farketti. Uzun zamandır kimseye böyle gülümseyemediğini düşündü. Oysa tamda  bu garda  yüzünde tebessüm, yüreğinde kocaman bir umutla adım atmıştı bu şehirdeki yeni hayatına. O gün söz vermişti; kendisine güvenen büyüklerinin yüzünü kara çıkartmayacak, ülkesine, topluma faydalı bir insan olacaktı. Kendisine verdiği sözü tutmuştu. Önce üniversiteyi birincilikle bitirdi sonrasında da aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Aradan çok uzun zaman geçmemişti ki üniversitenin en genç doktoru ünvanını  aldı. Öğretim görevlisi Dr. Ayla Çalışkan olarak yurt içi ve dışında bir çok konferansa katılmış hepsinde yaptığı çalışmalarla ilgi odağı olmuştu.

 

Gözü  delikanlıda kafasından geçenler ve yaşadıkları arasındaki çelişkiyi düşünüyordu. Delikanlı ise kocaman gülümsemesiyle etrafa bakmaya devam ediyordu. Bir ara Ayla’nın  olduğu cama doğru el salladı. Genç kadın şaşırdı. Utanma ve tanınma korkusu karışık bir hisle yüzünü çevirdi. Belki de birisini yolculamaya gelmiş, ona el sallıyordu. Ya da onu tanıyor olabilir miydi? “Paranoyak olacağım bu gidişle,” diye geçirdi içinden. Bir an önce otobüs hareket etsin diye dualar okuyordu içinden. Bu gardan, bu şehirden ayrılırsa yaşadığı kabus bir nebze hafifler diye düşünüyordu. Yıllar önce ilçesinin gururu olarak geldiği bu şehirden KHK ile ihraç, kimsenin iş görüşmesine dahi kabul etmediği bir vebalı gibi üstelikte her an yakalanabilir korkusuyla ayrılıyordu.

 

Bir kaç dakika o yöne bakmamaya çalışsa da yine dayanamayıp baktığında delikanlının etrafının peçete satan çocuklar tarafından sarılmış olduğunu gördü. Çocuklar eline, yüzüne, kafasına dokunuyor, kendi aralarında  gülüşüyorlardı. Ayla ne olduğuna anlam veremedi. Genç yüzündeki ifade hiç değişmeden eliyle çocukları engellemeye çalışıyor ama o güldükçe çocuklar daha hızlı yapmaya devam ediyordu. O sırada büfeden yaşlıca bir kadın çıktı, çocuklara bir şeyler  söyledi. Çatık kaşlarından ne kadar kızdığını anlayan çocuklar  usulca dağıldılar. Kadın delikanlının omuzuna şefkatle dokundu, o da kadına doğru bakıyordu, yüzündeki gülümsemesine gözlerindeki teşekkür hissi eklendi. Adeta yüzü konuşuyordu. Öyle saf, öyle temizdi ki siması Ayla gözünü ayıramıyordu. Kadın tekrar büfeye girdi, elinde bir sandviç geri döndü. O sırada otobüs hareket etmeye başlamıştı. Ayla son bir kez başını uzattığında delikanlıyı ayakta bir elinde sandviç olduğu halde el çırpmaya çalışırken gördü. Yaşlı kadın onu yerine oturtmaya çalışıyordu. Şimdi taşlar yerine oturmuştu. “Nasıl da anlamadım,” diye düşündü. Yaşadığımız şu zamanda insanın hâlâ böyle içten gülebilmesi için akıl melekelerini kaybetmiş olması gerekirdi. Eskiden olsa nasıl üzülürdü. Şimdi ise onun yerinde olmak ve tüm bu yaşanılanlara rağmen  gülümseyebilmek için neler vermezdi.

 

Hikaye- Hatice Can 

Lapsus Dergi'ye [email protected] üzerinden ulaşabilir ve yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi gönderebilirsiniz.

Kalem Sürçmesi

lapsus dergi