İnce Memed Artı Bir

İnce Memed Artı Bir

Yazı- İsmail Kaynar 

Fotoğraf- Mehmet Itıl 

 

Yine Yakmış Yar Mektubun Ucunu

Dört ciltlik muhteşem İnce Memed destanını yedi günde bitirdikten sonra başımı ellerimin arasına alıp kara kara düşünmeye başladım. Acaba ben bu kitabın övgüsünü bihakkın ifa edebilmek için ne yapmalıydım? Onlarca fikir geldi aklıma ama hiçbirinin gerçek manada iyi bir İnce Memed övgüsü olamayacağını gördüm. Nihayet dünyaca tanınmış büyük bir yazara mektup yazarak meramımı anlatmaya karar verdim. Buyurunuz.

“Memalik-i Rus’ta medfun ve mukim bulunan pek muhterem müeddip Fyodor Mihayilovic Dostoyevski beyefendi,

Evvelen, neşretmiş olduğunuz her biri tuğla mehabetindeki eserlerden pek çoğunu kıraat etmiş ve fevkalade istifade etmiş olduğumu belirmek isterim.

Saniyen, kıraat ettiğim eserlerinizden bilhassa Tahtelarzdan Notlar, Cürüm ve Ceza, Karamazov Biraderler ve Mevta Hanesinden Hatıralar beni ziyadesiyle memnun etmiş, hatta en sonda zikrettiğim eser, sizinle aynı elim hadiseleri yaşamış olmam hasebiyle beni tarifsiz kederlere gark etmiştir.

Salisen, bu zaviyeden bakarsak sizin Rus ve dünya edipleri içerisinde en büyüklerden addedilmenizin son derece yerinde olduğunu beyan ve tasdik ederim.

Rabian, haddizatında başka memalikin ediplerinin ortaya koyduğu eserlerin sizin eserlerinizle kıyaslanmasının, bu büyüklüğün izharı olması hasebiyle pek münasip bir fiil olduğu apaçık meydandadır.

Hamseten, malumunuz olduğu üzere bizim memleketimizin en büyük ediplerinden merhum Yaşar Kemal beyefendi de sizinle kıyaslanan ediplerin başında gelmektedir. Lakin ben (teessüf ederek belirtmeliyim ki) bugüne kadar ondan sadece bir eser okumakla, bu kıyasın yerinde olup olmadığını fark edememiştim. Ta ki İnce Memed’i okuyan kadar! Bugün itibariyle bu kıyasın doğruluğunu ziyadesiyle idrak etmekteyim. Zira İnce Memed sizin neşrettikleriniz kadar büyük hatta azamdır.

Sitteten, keşke hala hayatta olsaydınız ve bu muazzam eseri siz de kıraat etseydiniz. Ne güzel olurdu! Sizin de o müeddep ağzınızdan Yaşar Kemal’e dair övgüler dökülürdü. Ve bihakkın büyüklüğünü takdir ve tescil ederdiniz kanaatindeyim.

Nihayet, sözlerime son verirken henüz kıraat edemediğim tuğla mehabetindeki iki eserinizi bu sene bitirmeyi vaat ediyorum.

Hürmetler.”

Mektubu göndermedim. Yerine ulaşacağına dair ümidim yoktu. Bunun yerine edebiyat dünyasının sanal âlemine fırlatmayı daha uygun buldum. Haddizatında mektup yazan ve okuyan pek kimse de kalmadı çevremizde. Eşine 53 sayfalık mektup yazabilen bir adam olarak yapıyorum bu tespiti. Mektubu öldürdüler.

 

Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz

Peki, bunca övgüyü hak edecek ne var bu İnce Memed’de? Şöyle dört başı mamur birkaç madde ile size izah edeyim.

Bir: İnce Memed var. (Hadi canım! Vallaha mı? Tek başına mı fark ettin bunu? diyen sabırsızları duymazdan gelerek devam edeyim.) Bir tane İnce Memed yok. Cesur olanı, korkak olanı, çekingen olanı, âşık olanı, öfkeli olanı, durgun olanı, pişman olanı, sorgulayanı, sabredeni, sabırsız olanı, hak arayanı, lider olanı, isyan edeni, başkaldıranı ile onlarca İnce Memed var. Bütün bu karakterleri tek bünyede toplayıp fevkalade bir kurguyla bize sunan harika bir dil işçiliği, edebiyat ustalığı var. Hayran oluyorsunuz. Dönüp tekrar okumak istiyorsunuz. Çünkü yazarın bize sunduğu çok karakterli bu kahraman, sanal değil, gerçek manada bir kahraman. Öncü çünkü. Zulme başkaldırmanın öncüsü.

İki: Ağalar var. Baskı ve sömürü ile ifritten bir düzen kurmuş olan toprak ağaları ile yazar, devrin sosyolojik bir röntgenini çekmiş adeta. En küçüğünden, milletvekili olmuş en büyüğüne kadar bütün bu zorba ağaların en korktuğu şey, halkın yeter artık diyerek bütün bu haksızlıklara isyan etmesi. Bunun için de halka öncülük edebilecek herkesi, onları bu yola sevk edecek en ufak itirazı bile çok büyük zulümlerle cezalandırarak, halkı sürekli baskı altında ve öğrenilmiş çaresizlik girdabında tutmaktadırlar. Bunun için de İnce Memed’i en büyük düşmanları olarak görürler. Çünkü o, bu fasit daireyi kıran çok büyük bir iş yapmıştır, ağaların kurduğu bu zalim düzenin en zayıf halkasını kırmıştır.

 

Aşk İçin Ölmeli Aşk O Zaman Aşk

Üç: Aşk var. Hem öyle bir aşk ki, en büyük mefkûreye feda edilebilecek kadar büyük, en temiz en berrak kar suyundan daha temiz ve berrak, en coşkun akarsulardan daha coşkun, daha duru, daha hazin. Hatçe’nin ve Seyran’ın İnce Memed’e olan aşkları aynen böyle.

Dört: Tarih var. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki genel atmosferi Çukurova özelinde okuyabiliyorsunuz. Ayrıca Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu coğrafyasında meydana gelen pek çok olaya da atıflar var. Bu açıdan, benim için, kurgusal olarak çok verimli bir yakın tarih okuması olduğunu belirtmeliyim.

Beş: Coğrafya var. Yazar bize Çukurova’yı adım adım gezdiriyor. Her dağı, her yaylayı, her ovayı, bütün köyleri, kasabaları, kentleri sihirli bir büyüteçle, kelime büyüteciyle gösteriyor bize. Bakınız anlatıyor demiyorum, gösteriyor diyorum. Zira hiç görmediğim halde artık o toprakları karış karış biliyorum, yabancısı değilim, sanki artık ben de oralıyım.

Altı: Doğa var. Evet, Yaşar usta bizi gizemli kelimelerle gezdirirken oradaki her ağacın altında eğleştiriyor, her çiçeği koklatıyor, her yemişin tadına baktırıyor, her canlıyı, börtü böceği, kuşu, kelebeği, atı (ah o at yok mu o at!) ayrı ayrı gösteriyor, sesini dinletiyor. Kar yağdığında üşüyorsunuz, yangın çıktığında elleriniz yanıyor, kıtlıkta açlığı, kuraklıkta susuzluğu hissediyorsunuz.  Sizi romanın içinde yaşatıyor diyeyim de net olarak anlaşılsın.

Yedi: İsyan var. İkinci maddede belirttiğim zalim ağalara karşı ortaya çıkan, bir kıvılcımla başlayıp yavaş yavaş devasa bir yangına dönen, büyük, kutsal bir başkaldırış var. Kolay olmuyor bu elbette. Ama canı gırtlağına gelmiş insanın son kertede neler yapabileceğini kimse bilemez. Ağalar da böylesini beklemiyordu nitekim.

Sekiz: Halk var. Öyle bir halk ki, en başta İnce Memed’e ikircikli bir tavırla yaklaşıyor. Hatta riyakârca bile denebilir. Çünkü bir yandan onu efsaneleştirirken, canı yandığında da onu şeytanlaştırmaktan geri durmuyor. Ama sonuçta, tam olarak istenen seviyede olmasa da, asıl şeytanın kimler olduğunu fark etmesi önemli bir erdem olarak yazar tarafından halka bahşedilmiş. Ayrıca Çukurova özelinde Anadolu halkını öyle bir anlatmış ki yazar, söylediği her sözle sanki “Ben sizin ciğerinizi biliyorum.” diyor. Elhak doğru diyor.

 

Bir Ben Vardır Bende Benden İçerü

Dokuz: Ben varım. Kitabın içindeyim ben. Okuyanlar fark edecektir. Memedlerden biri benim. Zulüm görmüş, suçsuz yere hapse atılmış, işsiz bırakılmış, malı mülkü elinden alınmış, ailesi açlığa mahkûm edilmiş, derdini anlatacak kimse bulamamış, adaletten ümidini kesmiş, zulmün bitmesi için fevkalade bir hadise, Allah’tan büyük bir inayet bekleyen ben varım kitabın sayfaları arasında.

On: Hepimiz varız aslında. Herkes kendinden bir şeyler bulacaktır İnce Memed’i okurken. Detaya girmeyeceğim ama sizlerin içinde de eminim ki haksızlığa boyun eğmeyen bir İnce Memed vardır. Bu yüzden diyorum kendinizi bulacaksınız diye. Ben okurken günümüzü ve kendi yaşadıklarımı kıyas ederek okudum ve gördüm ki o devirle şu an yaşadığımız tuhaf zamanlar arasında çok büyük benzerlikler var. Ben onlarcasını buldum ama buraya yazmayacağım. Yoksa bu yorum bir makale boyutunu aşacaktır. Sadece bir ipucu vereyim, zalim yöneticiler asla iflah olmuyor. Ve de zulm ile abad olanın ahiri berbad oluyor.

 

 

Açılın Kapılar Şaha Gidelim

İnce Memed’e sadece fakir ve mazlum bir gencin zulme karşı direnişinin romanı olarak bakarsanız, benzerleri öncesinde ve sonrasında çokça yazılmış bir kahramanlık romanı okursunuz. Çünkü İnce Memed yalnızca bir roman değil, temelinde ve arka planında işlediği konularla büyük bir sosyolojik olgudur. Aynı zamanda kurgusal bir felsefe kitabı, farklı bir tarih okuması olarak da görmek lazım. Zira Yaşar Kemal, romanın geçtiği devrin atmosferini öyle bir kurgulamış ki, başka herhangi bir kitaba müracaat etmeden o devirle ilgili pek çok fikre sahip olabiliyorsunuz. Genç cumhuriyetin, saltanat devrinden kalan kamburları sırtından atma sürecini bilimsel bir makalede okusanız ancak bu kadar bilgi sahibi olabilirsiniz. Bu açıdan Yaşar Kemal fevkalade bir iş başarmış görünüyor. Katılmayanlar olabilir ama Kemal Tahir’le beraber Yaşar Kemal o devrin Anadolu’sunu en iyi anlatan iki yazardır diye düşünüyorum. “Hatalıysam mail to @biyologiso at instagram.”

Bir okur olarak dört cilt ve iki bin yüz sayfadan müteşekkil bu devasa kitabın her sayfasından ayrı ayrı keyif aldım. Ayrıca kendi adıma kitaptan kişisel olarak pek çok çıkarımlarım oldu. Bunların birkaç tanesini sizinle paylaşayım müsaadenizle.

  1. Zulüm çeşit çeşittir ama merhamet yegânedir.
  2. Topluluklar bazen tek bir bireymiş gibi davranabilirler. Böyle toplulukları tek bir hedefe yönlendirmek bir kişiyi yönlendirmekten daha kolay olur.
  3. Bilgi, tek başına çok fazla bir değer ifade etmez, ondan en iyi verimi alabilmek için onu davranışa ve harekete dönüştürmek gerekir.
  4. Hedefe kilitlenmiş bir iradenin yönünü değiştirebilirsiniz ama geri döndüremezsiniz.
  5. İnanmış bir insan için mefkûre aşktan daha üstündür.
  6. Bütün zalimler tek bir kaynaktan beslenirler; kibir.
  7. Karşılık beklenilerek yapılan iyilik kötülükten daha yıkıcı olabilir.
  8. Toplumların en büyük üç düşmanı vardır; cehalet, fakirlik, ihtilaf.
  9. Özgürlük kendi öz malımızdır, zorla elimizden alınırsa onu geri almak için mücadele etmek de en büyük hakkımızdır.
  10. Bir kurtarıcı beklemek toplumları atalete sürükler ve kurtuluşu öteler. Bireysel olarak harekete geçenler kurtuluşa en çabuk ulaşanlardır.
  11. At önemlidir.
  12. Şah devrilince oyun biter.
  13. Çukurova güzeldir. Hele Adana çok güzeldir. Şöyle bir buçuk acılı Adana kebabını dürüm yapıp, ezmeyle, bir de acılı şalgamla… Üfff!

Mevzu başka mecralara kaymadan sadede geliyorum.

Son sözlerimi söylemeden önce şu notu da eklemeliyim. Kitabı okumadan önce İnce Memed’i okumak için geç kaldığımı düşünüyordum. Ama okuduktan sonra düşüncem değişti. Benim için tam zamanıymış. Zira yukarıda da belirttiğim gibi yaşadıklarımla paralellik arz eden pek çok noktası olduğu için kitabı anlayıp içselleştirmem daha kolay ve etkili oldu.

Ötekileştirilen, fişlenen, kategorize edilen, horlanan, hakarete uğrayan, zulüm gören, dışlanan, itilen, kakılan, hapsedilen, sürgün edilen velhasıl bütün mazlumlara sesleniyorum, bu kitabı okumalısınız. Artı bir kişinin ne kadar kıymetli olduğunu yakından göreceksiniz.

Lapsus Dergi'ye [email protected] üzerinden ulaşabilir ve yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi gönderebilirsiniz.

Kalem Sürçmesi

lapsus dergi