Günaydın Efendim

Günaydın Efendim

Hikaye: Betül Saadet Evli

Fotoğraf: Ready Made

Benimle bir sabaha hoş geldiniz efendim. Sırtınızı arkaya yaslayın ve keyfini çıkarın. İyi seyirler!

İşte koridorun sonundaki bu oda benim. Çekinmeyin canım, girin içeri, yabancı değilsiniz. Perdeleri geceden açık unuttuğum için, çoktan gözünüze çarpmıştır zaten, apartman boşluğuna nazır bir odam var. E zaten apartman boşluğuna bakıyor pencere, perdeleri kapatmaman sorun olmaz zaten, gibi masum düşünceler gelebilir aklınıza ama alışkanlık işte… Can çıkmayınca huy çıkmaz diye boşuna dememişler. 

Burası da benim yatağım. Yorganın altından çarşafa dökülen saçlar da benim saçlarım. Şimdi biraz bekleyelim, alarmım çalacak. Heh, çaldı bile. Gördüğünüz gibi el alışkanlığıyla telefona uzanarak alarmı kapatıyorum. Zaten alarmım çaldıktan sonra bir 10 dakika daha yatakta kalmadan uyanamıyorum. Bu yüzden de, hep 6.50’ye alarm kuruyorum. Hem böylece uyanıp saati gördüğümde biraz daha uyuyabilecek olmanın verdiği o keyiften de mahrum kalmıyorum. Zekice değil mi? Size de tavsiye ederim, mutlaka deneyin. 

Yorganı yavaş yavaş açıp telefonu elime alışımı izliyoruz şimdi de. Evet, önce uçak modunu kapatalım. Radyasyon, diyorlar efendim, zararlıymış. O yüzden telefonumu yatarken hep uçak moduna alıyorum. Şimdi bildirim yağmuru başlıyor. Ben uyurken ne çok insanın aklına düşmüşüm. Hangi mesaja bakacağımı şaşırıp kolayını seçiyorum: telefonumu kapatıyorum.

Saat 7.00 oldu bile, kalkıp salona gitme vakti. Güneş gerçekten doğmuş mu bir kontrol edelim. Siz de gördünüz ya az önce, benim odam gökyüzünü görmüyor. Evet evet, doğru gördünüz, salonun perdelerini de kapatmadım. El aleme bir dolu iş çıkardım yine. Şimdi dikkatinizi koltuğa çevirin lütfen. Camın yanındaki üstü dolu koltuğa yani. 3 gündür ütülenmeyi bekleyen tüm çamaşırların koltuğa paşalar gibi kurulduğunu fark ettiniz mi? Şimdi onların üzerine uzanıyorum. Tuvalete kadar yürüyemeyecek kadar yorgunum hala. Her sabah aynısı oluyor zaten. Ayıplamayın hemen efendim, 26 yaşında evi kendi kendine çekip çevirmek öyle kolay iş değil.

Neyse, kendimi zorlaya zorlaya kalkıyorum. Ben içeride hazırlanana kadar salonu incelemeye devam edelim. Şu köşedeki sehpa var ya, geçenlerde üzerine çay döktüm. Sonra da silmeyi unutunca kabarıverdi. Bu devirde insan öyle he deyince hemen yenisini alamıyor. Hele bir de asistan maaşıyla geçinmeye çalışıyorsanız. Ben de napayım, sehpanın üstüne annemin dantellerinden birini örttüm. Kabardığı görünmüyor artık. Hem de annemin sehpaları gibi oldu, hoşuma gidiyor. 

Yok efendim, benim böyle konuştuğuma bakmayın; çok gelenim gidenim olmaz. Şu salon hiç misafir ağırlıyor gibi duruyor mu? Vitrine dizdiğim ders kitaplarını da mı görmediniz yoksa?

Biz laflayıp dururken saat 7.30 oldu bile. 10 dakika sonra evden çıkmam lazım, sonra da durağa koşmam ve otobüse yetişmem. Gördünüz mü? Gömleğimin düğmelerini yanlış iliklemiş bir halde mutfağa giriverdim. Gelin biz de salondan çıkalım artık.

Masanın üzerindeki poğaçaları dün Mualla teyze getirdi. Mualla teyze benim yan komşum. Beni de torunuymuşum gibi sever, Allah razı olsun. Dün akşam kapıyı çaldı, elime bir tabak poğaça tutuşturdu. Ben çamaşır suyu lekeli hırkamla teşekkür etmeye çalışırken “Pek de güzel görünüyorsun bugün” deyip açık bıraktığı kapıdan dairesine giriverdi. Mualla teyzenin torunu var, belediyede memurmuş Hakan. İşte beni Hakan’a gelin almaya çok hevesli. Bilmiyor ki ben tayinim çıksın da annemlerin yanına Kütahya’ya geri taşınayım diye bekliyorum. 

Her neyse, boş verin şimdi Mualla teyzeyi de Hakan’ı da… Kahvaltı niyetine poğaçalardan ikisini peçeteye sarıp cebime atışıma bakalım. Acele ettiğimi zaten çoktan anladınız. 5 dakika sonra evden çıkmazsam otobüse hayatta yetişemem. Sonra başhekimden azar yiyorum. Yere döktüğüm susamı gördünüz mü? Bir güzel süpürmek lazım zaten mutfağı. Ne zamandır aklımda. 

Şimdi de koşarak çantamı almaya gidiyorum. Yine aynı hızla çizmelerimi ayakkabılıktan alıp kapıyı açıyorum. Çizmelerimi giyip kapıyı evdeki tozların üstüne kapattım şimdi de. Gelen seslere dikkat verin. Duyuyor musunuz? İşte bunlar benim merdivenden koşarak inme seslerim. 

Son olarak kapının arkasına bakmanızı rica edeceğim. Anahtarı yine kapıda unuttum. “yine” diyorum çünkü bu ay üçüncü kez oluyor. Çilingir Taner abiyle ahbap olduk artık. 

İşte benim bir sabahım böyle geçiyor efendim. Belki bir gün eve nasıl döndüğümü de anlatırım. O zamana kadar sağlıcakla kalın!

 

Hikaye: Betül Saadet Evli

Lapsus Dergi'ye [email protected] üzerinden ulaşabilir ve yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi gönderebilirsiniz.

Kalem Sürçmesi

lapsus dergi