Soğukkanlılıkla

Soğukkanlılıkla

Kitaplık: İsmail Kaynar 

 

Krallara Layık Sözler
“İyi bir hikâyesi olan, neredeyse kraldır.” Yakın zamanda okuduğum, gerçek bir olaydan kurgulanarak yazılmış bir romanda böyle söylüyordu romanın kahramanı, anlatacak hikâyesi olan kişinin gücüne vurgu yaparak. Tüm zamanlarda geçerli olan bir durumdur bu aslında. Geçmişte hikâye anlatıcıları, efsane anlatanlar, masalcılar, şairler hep krallar gibi muamele görmüşler. Çünkü genelde anlattıkları, gerçek hayatta yaşanması güç olağanüstü kurgusal olayları içermekteydi. Çünkü bu insanlar kurgunun gücünü keşfetmişti. Çünkü
insanoğlu kurguya meyyaldir. Çok az bir kısmı ise yaşanmış olayları anlatmayı tercih etti. Başlangıcı, gelişimi ve sonucu belli olan olayları anlatmanın bazı güçlükleri vardır. Çünkü bu yaşananları bilen insanlara eğer yeni ve orijinal bir şeyler sunmazsanız anlatı değerini kaybeder. Bunu bilen anlatıcılar farklı olmak adına gerçek olayların içine bazı kurgusal durumlar (aşk hikâyeleri, savaşlar, çatışmalar vb.) yerleştirerek bu zorlukları aşmaya çalışmış. Bazıları da üslubundaki şiirselliğin gücüne güvenerek aktarmış olanları. Pek çok tarihi efsanenin farklı insanlar tarafından aktarılarak günümüze kadar gelmesinin sebebi de bu güç olmuş.

 

Yirminci yüzyıla gelindiğinde edebiyatta göz kamaştırıcı bir ilerleme kaydedildi Kurgusal olan metinlerin çeşitliliği arttıkça insanlar daha çok ilgi gösterdi. Bu da kalıcı olmak için sürekli yeni bir şeyler ortaya koymak ihtiyacını doğurdu. Edebiyatçıların bir kısmı klasik tarzı benimseyerek hayatta kalmayı seçerken az bir kısmı modern çağın getirdiği farklı teknikleri kullanmaya başladı. Bunların bir kısmı geniş kitleler tarafından ilgi görürken bazıları nevi şahsına münhasır eserler olarak edebiyat tarihindeki yerini aldılar.

Yaşanmış olayları anlatmayı seçen yeni nesil edebiyatçılar ise, daha öncekilerin denediği yöntemleri kendilerine göre geliştirdiler. Gerçeğin içine yerleştirilen kurgusal karakterler ve karmaşık olaylar… Olaya hiç müdahale etmeden, doğrudan hakikati anlatmayı seçenler de oldu ve onlar üsluplarının gücüne güvendikleri için çok başarılı örnekler ortaya koydular. Svetlana Aleysiyeviç’in yazdığı eserler bunların en iyi ve güçlü örneklerini içermektedir. Ama ben size bambaşka bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Kurgusal hiçbir yönü olmayan, tamamen saf ve acı gerçeklerden oluşan ve tekniği ile olağanüstü başarılar elde eden çok önemli bir kitap bu. Truman Capote’un kaleme aldığı Soğukkanlılıkla (In Cold Blood) romanı. Önce romanda anlatılan olayı kısaca özetleyeyim.
Soğukkanlılıkla Değil Canice Kansas Eyalet Hapishanesi’nden yakın zamanda tahliye olan Richard Eugene Hickock ve Perry Edward Smith, 15 Kasım 1959 sabahının erken saatlerinde Clutter ailesinin dört ferdini (Herb, Bonnie, Nancy, Kenyon) vahşice katlettiler. Bu cinayetleri işlemek için 650 kilometre uzaktan gelmişlerdi. Çünkü Hickock, bir hücre arkadaşından Clutter’ların zengin olduğu, evlerinde para dolu bir kasa olduğu bilgisini edinmişti. Tahliye olunca bu soygun  yapmaya Smith’i ikna etti ve yola çıktılar. Eve gelince aile bireylerini bağlayıp her birini farklı odalara koydular. Evi arayıp kasa falan olmadığını anladıklarında çok sinirlendiler.

Herb Clutter’a işkence ederek paraların yerini söyletmeye çalıştılar ama evde gerçekten para olmadığını öğrendiler. Arkada tanık bırakmamak için bütün hepsini öldürdüler ve kaçtılar. Evden sadece bir radyo, bir dürbün ve 50 dolar almışlardı. Kırk beş gün sonra Las Vegas’ta yakalanıp tutuklandılar ve cinayetleri kabul ettiler. Yargılama sırasında “akıl sağlığı yerinde değil” teşhisinin ardına sığınmak istediler ama mahkemede kabul edilmedi. Sonuç olarak haklarında idam kararı verildi. Beş yıl Kansas Cezaevi’nde kaldıktan sonra 14 Nisan 1965’te idam edildiler.

Truman Capote, 1960 yılının başlarında, zanlılar yakalandıktan sonra çıkan haberleri okuyunca olay dikkatini çekti. Yanına, çocukluk arkadaşı olan yazar Harper Lee’yi de alarak cinayetin işlendiği kasabaya gitti, kasabadaki herkesle birebir görüştü, 8000 sayfa not tuttu,
resmi ve özel evraklar topladı. Sonrasında zanlılarla defalarca kişisel görüşmeler yaptı. Bu görüşmeler sırasında zanlılardan, özellikle de Smith’ten çok etkilendi. (Kitabı okurken bu etki ziyadesiyle hissediliyor zaten.) Bu arada zanlıların idam tarihleri birkaç defa ertelendi. Bu
ertelemelerde romanını henüz bitiremeyen Capote’un etkisi olduğu iddia edildi. Hatta mahkûmlara gereksiz yere ümit verdiği ve onlardan faydalandığı gerekçesiyle Harper Lee yazarı ciddi şekilde eleştirerek ondan uzaklaştı. Sonuçta romanın bitmesine yakın zanlılar idam edildi ve kısa bir zaman sonra Soğukkanlılıkla romanı piyasaya çıktı.

Kısa Bir Mola: Kim Bu Harper Lee?
Yazının burasında Harper Lee hakkında birkaç kelam etmek isterim. Yazar 1926 yılında doğmuş. 1960 yılında Bülbülü Öldürmek romanını yazmış. Romanda, Amerika’nın kadim sorunu olan ırkçılığa bir çocuğun anlatımıyla yeni bir bakış açısı getirmiş. Roman çok meşhur olmuş, satış rekorları kırmış ve 1962 yılında Pulitzer ödülü almış. Yetmemiş, 1963 yılında sinemaya uyarlanmış ve Oscar ödülleri almış. Yazar bunca ödüle ve başarıya rağmen şaşırtıcı bir şekilde sonrasında başka hiçbir kitap yazmamış. Hayatının son zamanlarına geldiğinde, artık tek kitap yazarak başarılı olmuş yazarlar listesine adının yazılması an meselesi iken, herkesi şaşırtarak 55 yıllık suskunluğunu bozduğunu ve bir kitap yazdığını açıkladı. Tespih Ağacının Gölgesinde isimli kitap, Bülbülü Öldürmek kitabının yirmi yıl sonrasını anlatmaktadır. Kitap yayımlandıktan yedi ay sonra vefat etse de, Harper Lee, edebiyat dünyasına ırkçılık ve faşizm aleyhine iki önemli eser veren büyük bir yazar olarak anılmayı hak etmiştir.

Neredesin Hollywood?
Soğukkanlılıkla romanı yayımlandıktan sonra çok büyük başarılar elde etti. Bir defa, anlatım tarzı ile yepyeni bir yolun kapısını açtı. Gerçek suç romanı. Daha önce benzerleri yapılsa da hiçbiri bu romanın kazandığı başarıyı kazanamamıştı. Saf gerçekleri olduğu gibi aktaran, soğuk ve bir o kadar da cezbedici bir tarzdı bu. Fakat bu başarı peşinden pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Capote’un idam edilecek kişileri sömürdüğü, gerçekleri çarpıttığı, suçu ve suçluyu normalleştirdiği, gerçeklerin içine kurguyu da kattığı gibi pek çok
iddia ortaya atıldı. Ama bunlar romanın başarısını gölgelemediği gibi daha çok dikkat çekmesini sağladı. Sonra, elbette ki Hollywood devreye girdi.

 

Soğukkanlılıkla bir film olarak piyasaya çıkınca romanın ünü daha da katlandı. Filmin Oscar adaylıkları almasında gerçeğin içine kurgunun eklenmesinin de payı vardı elbette. Zaten başarılı bir yazar olan Capote bütün bu ünü iyi kullandı ve başarısına başarı kattı. Fakat olay bu kadarla da kalmadı. Capote’un bu romanı yazma süreci de film olarak karşımıza çıktı uzun yıllar sonra. Hem de iki defa. Bu filmler de ciddi anlamda iyi filmlerdi ve Oscar amcayla taçlandırıldılar.

Netice-i Kelam
Gerçeğin olduğu gibi anlatılmasının, yukarıda da belirttiğim gibi, bazı zorlukları olsada iyi bir yazar bu zorlukların altından kalkmayı başarırsa ortaya olağanüstü eserler çıkabiliyor. Soğukkanlılıkla bunun ilk ve en iyi örneklerinden biri. Aşağıda benzer şekilde gerçek olayların anlatıldığı çok başarılı örneklerden birkaç tanesini bulacaksınız. Kurgu da olsa gerçek de olsa yazılan bütün romanlar bir hakikati vurgulamak için kaleme alınırlar: Ses çıkarmak. Yine yakınlarda okuduğum bir romandan aldığım bir alıntı ile bitireyim:
“Kitaplar sesini duyurmak için yazılırlar, susmak için değil.”

 

 

Tavsiye Köşesi
1- Kurt Kanunu – Kemal Tahir
2- Asılacak Kadın – Pınar Kür
3- Her Yerde Kan Var –Ayşe Kulin
4- Kelebek – Henri Charriere
5- Kadın Yok Savaşın Yüzünde – Svetlana Aleksiyeviç
6- Nam-ı Diğer Grace – Margaret Atwood

Bir yanıt yazın

Lapsus Dergi'ye [email protected] üzerinden ulaşabilir ve yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi gönderebilirsiniz.

Kalem Sürçmesi

lapsus dergi