Çok Bilgili Cahiller

Deneme: Gülizar Baki

Bilgi, evet güçtür, ama doğruysa. Peki yalan bilgi güç olabilir mi? Tabii ki! Hem de bazen güçlü silahlarla donatılmış ordulardan daha büyük bir güç! İletişim çağında “Güneş balçıkla sıvanıyor!”

….

Bilgi hızla yayılıyor, ama cehalet kanserli hücre gibi, daha hızla yayılıyor. Üstelik doğru bilgiyi yiyerek, virüs gibi yaşıyor.

Saniyede milyonlarca yeni bilginin girdiği internette, doğru hangisi bulmakta zorlanacağı ya da imkansız gibi bir şey olduğu için insanlar aslında çok bilgili cahiller haline geliyor.

Öyle de diyorlar böyle de! O zaman doğru ne?

Kafası karışık olanı istediğin gibi manipüle edebilirsin.

Bunun için kimin sesinin daha gür çıktığı, kimin inançları kullandığı, kimin daha janjanlı anlattığı, kimin duygulara hitap ettiği önemli.

O yüzden en çok reklam veren en çok kazanır.

Sesi en çok çıkanın dediği daha doğrudur!

Susan ise kaybediyor. Ya da kaybetmesi için susturuluyor, sesi kısılamıyorsa, gürültü çıkarılıyor, duyulmasın diye.

Bilgi gibi cehalet de artıyor. Ve modern toplumlar çok bilgili cahiller topluluğu haline geliyor.

DOĞRUYU KAYBETTİK, İNANIYORUM!

Dünyada olup biten her türlü olay için geçerli bir durum bu;

Doğru neydi? Doğru emekti.

Ama bütün televizyonların, internetin(!) söylediği!

Siyasilerin, ünlülerin, medyatik bilim insanlarının, popüler kitapların…

Doğru, evet emekti, emek paraydı ve para güçtü…

Bu doğru-yanlış karmaşası şimdilerde ve de Türkiye’de yaşanan her türlü olay için geçerli. Covid virüsüne dair mesela. Bu bir sürü bilginin içinde gerçek nedir, neredeyse kimse bilmiyor.

Varsayımlar var.

Onu da etliye sütlüye karışmayanlar yapabiliyor.

Yani yayında yer bulabilecek, hatta Türkiye’de tutuklanamayacak kadar yazabiliyor, anlatabiliyor. Ya da yazan kişinin ne kadar doğru söylediği hep şüpheli. Acaba örtülü reklam mı yapıyor. Bu yazıyı yazmak için ne kadar para aldı? Sahiden önerdiği kullandığı mı, yoksa reklam anlaşması mı bunlar?

Neticede herkes öğrendiği bilgileri görgüsüne, hayat felsefesine göre, ideolojisine göre formülize ederek çıkardığı sonuca göre bir ‘doğru’ya inanıyor.

Dikkat edin doğruyu biliyor demiyorum, inanıyor!

Stantford Üniversitesi’nden bilim tarihçisi profesör Robert Proctor, Agnotoloji, Cehalet bilimi üzerine çalışmalar yapıyor.

CEHALET BİR BİLİM DALI

Bu, çok şey bilip, doğruyu bilmeme hali bir bilim dalının çalışma sahası. Agnotoloji; Cehalet Bilimi. Stantford Üniversitesi’nden bilim tarihçisi profesör Robert Proctor’un açıklamasıyla, bu bilim dalı, güç sahiplerinin yanıltıcı veriyi yayarak şüpheyi teşvik etmesini, hakikati manipüle etmesini, çok bilgiyle bilgisizliği sağlamasını inceliyor.

Tüm bunlara “Menfaat gereği kasıtlı olarak cehalet yayma teknikleri” deniyor.

HAKİKATİ ENGELLEYEMİYORSAN, YALANI ÇOĞALT!

Bugünün şartlarında bir şeyin gizli kalması çok zor. Çünkü bilgi önlenemez hızla yayılıyor. Ama herkesin bilgiye kolay erişebilmesi yani bilginin demokratikleşmesi manipülasyon tekniklerinin güncellenmesini sağladı. Evet bilgiye ve doğruya ulaşmak kolay ama bunu manipüle etmek daha kolay.

Profesör Naomi Oreskes, Bilim Tarihçisi ve Cehalet Bilimi kitabının yazarlarından birisi.

ŞÜPHE TACİRLERİ

2010 yılında bu konuda bir kitap çıktı; Şüphe Tacirleri – Merchants of Doubt. 2014 yılında, kavram ve örnekler genişletilerek belgeseli yapıldı. Şüphe Tacirleri; iktidarların, büyük şirketlerin, bilim insanlarının bilgiyi nasıl manipüle ettiğini, halkı yönlendirdiğini, yalan söyleme ve doğruları saptırma yöntemleri için geliştirilen stratejileri anlatıyor. Şüphe Tacirleri’yle, kitabın yazarlarından biri Harvard Üniversitesi’nden bilim tarihçisi Naomi Oreskes, küresel ısınma ve iklim değişiklikleri konusu üzerine çalışırken karşılaşıyor.
Peki “Şüphe Tacirleri” kim? Bilim insanları, akademisyenler, gazeteciler, hukukçular, itfaiyeciler ve de siyasetçiler şüphe taciri olabiliyor.

Profesör Oreskes, küresel ısınma ve iklim değişikliklerine dair hazırlanan raporun yayınlanmasının hemen ardından, birebir aynı teknik ve görüntüyle, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin olmadığı yönünde bir rapor yayınlandığında şoke olur. Teori ortaya çıkar çıkmaz karşıt teorisi nasıl yazılabilir? Üstelik raporda 31 bin bilim insanının imzası vardır. Toplu imzalı bildiriler önemli. Ve bu 31 bin bilim insanını unutmayın. Çok önemli zira…

DOĞRUYU YALANLA KARIŞTIR, BULAMASINLAR!

Konferanslar, gazete, televizyon haberleri, ekranlara çıkan bilim insanları… Kamuoyu iklim değişikliği hakkında bilgi bombardımanına tutulur. Kavramı yeni öğrenen sıradan insanın, daha ne olduğunu anlamadan kafası karışır. Artık insanlar doğruyu değil, inandığı tarafı seçiyordur. Bilimsel ve hayati bir veri, fanatik tartışma malzemesine dönüşür çünkü. İnanç meselesi haline gelir. Şu sıralar çoğu kimseden duyuyorsunuzdur “ben Kovit’e inanmıyorum!”

HOŞ GELDİN POST-TRUT!

Bu çok bilgi içinde yaşanan karmaşadan inançla çıkma durumu İngilizce’de ‘post-truth’ kelimesiyle kavramlaştı. Hatta Oxford Dictionaries tarafından 2016’da yılın kelimesi seçildi. Türkçeye gerçek-ötesi olarak geçen kavram, kamuoyu için duygular ve kişisel kanaatlerin nesnel hakikatlerden daha belirleyici olması demek. Terör örgütüne giden silahların görüntülerinin çıkmasına rağmen ‘onlar çocuk beziydi, inanmıyorum’ denilmesi gibi.

SAHTE DİPLOMALAR, ÖTEKİ ALEMDEN GELEN İMZALAR

Yukarıda dikkatinizi çektiğim küresel ısınma karşıtı raporu hazırlayan 31 bin bilim adamı vardı ya işte onların izini süren bilim tarihçileri Naomi Oreskes ve Eric Conway, şaşırtıcı bir detayla karşılaşır.

31 bin bilim insanı listesi abartılmış ve hatta bilimle alakası olmayan isimler, ölmüş akademisyenler de eklenmiş. Ama en başta olan isimlerin geçmişleri son derece karanlıktır. Geniş siyasi ve ekonomik bağlantıları vardır bu bilim insanlarının!

Mesela tütün şirketlerinin lobi faaliyetlerinde de, sigaranın sağlığa zararlı olup olmadığı tartışmalarında da, “GDO’lu gıdalarda sorun yoktur” açıklamalarında da bu isimler başroldedir.

ALLAH AŞKINA, BİRİ HAKİKATİ AÇIKLASIN!

Taktik aynı hep doğruyu engelleyemezsen şüphe yani tartışma oluşturuluyor, her kafadan bir ses çıkınca, durum ve olgu tartışmalı hale geliyor. Böyle olunca gerçeği anlatanlar, kanıtlayanlar istediği kadar deliller göstersin, anlatsın, kafalar karışmıştır bir kere. İnsanlar doğruyu veya yanlışı bu laf ve belge kalabalığı arasından çıkarmaya çalışacak ki bu çok zor. İnsanlar tabii ki bunun üzerinde durmayacak, dönüp hayatını yaşayacak. Olaya veya bilgiye dair fikride kanaatlerinden, inançlarından ve sosyal çevresinin düşüncelerinden ibaret olacak. Büyük şirketler, siyasetçiler de kendi işlerine bakacak. Güçlü her zaman güçlü olacak.

AZGINLIKLA DOĞRUNUN ÜSTÜ 50 YIL ÖRTÜLDÜ

Bugün için inanılmaz bir durumdan bahsedeyim mesela. 70 ve 80’lerde sigaranın zararlarını anlatan bilim adamları medyada rencide ediliyordu. Şüphe Tacirleri belgeselinde şu trajik televizyon programını izleyebilirsiniz. Canlı yayında bir gazeteci sigara yakıp, dumanını bilim insanının üzerine üflüyor. Seyirci de onu alkışlıyor. Sigara savunucuları ‘özgürlük elden gidiyor’ yaygarasıyla bilimsel gerçeğin üzeri örtüyordu. İnanılır gibi değil. Ama böyle!

Doğru söyleyen artık 9 köyden değil, 9 kanaldan kovuluyor! Doğru bilginin üstü kaba kuvvetle, azgınlıkla, siyasi ve ekonomik güçle örtülüyor. Sigaranın sağlığa zararlı olduğu bilgisinin doğru olduğunun anlaşılması tam 50 yıl sürdü. Bugün kapalı mekanlarda içilmesi yasak olan sigaranın zararını bilim insanları 50 yıl kamuoyuna anlatamadı. Kamuoyu efsunlanmış gibiydi. Acaba bugün hangi konularda biz böyleyiz.

Deneme: Gülizar Baki