Bana Melek Anne’yi ve onun döneminin kadınını simgeleyen tek şey söyle deseniz pileli etek derdim. Bir de somon rengi yelek, beyaz ceyo terlikler. O dönem için anneliğin üniformasıydı bunlar çünkü. Devamını Oku
Dedem ne yaparsa yapsın Allah’ın izni ve Selvisinin aşkıyla yapardı. Hastalanmadan önce mesela çayı bitti ve çay içer misin diye sordu biri, cevabı şöyle olurdu, “Doldur içeyim, bir bardak da Selvimin aşkına.” Devamını Oku
Cizre havaalanı yoluna paralel akan Dicle Nehri’ni izlerken farkettim annemin gözlerinin rengi de böyle, Dicle yeşili. Anneannem içine gömdüğü acılarını, memleketini, aşkını Dicle ve İdil olarak kucağına almış. Ve bence bu hikayede benim yerim sadece anlatıcı olmamalı. Çünkü bilmek eylem gerektirir ve çözüm… Devamını Oku
Bilgi, evet güçtür, ama doğruysa. Peki yalan bilgi güç olabilir mi? Tabii ki! Hem de bazen güçlü silahlarla donatılmış ordulardan daha büyük bir güç! İletişim çağında “güneş balçıkla sıvanıyor!” Devamını Oku
Hakim ise gençten biriydi. Avukatı olmayan hatta avukat ne demek onu bile bilmeyen kadına, “Kendini savunabilecek misin?” diye sormuştu, ehramının altında başını salladı Safure. Devamını Oku
Kaşıkçı elması gibi bir hikaye bu benim için. Üç tahta kaşıkla değiştirilen dünyanın en büyük elmasıdır ya hani o. İşte öyle… Gravür Ayasofya’nın yabancı memleketlerde karşıma çıkışının hikayesi… Devamını Oku