Kör/leş/me

Kör/leş/me

Hikaye: İsmail Kaynar

Fotoğraf: Aleksey Kuprikov

 

F.No-1784 BMB: Kanlar içinde bir adam yere oturmuş genç kızına sarılıyor. Gözlerinde patlamanın korkusu. Kız da babasının beline sarılıyor, yüzünü omzuna yaslamış, muhtemelen ağlıyor. Arkada hala dumanları tüten bir tren istasyonu. 

Bankın üzerine koyduğu ses kayıt cihazını el yordamıyla buldu ve düğmesine bastı: GÖRMEK İÇSEL BİR EYLEMDİR.

Seslerin ortasında koyu bir karanlık vardı hep, karanlığın ortasında da koyu bir sessizlik. Kulakları kendini yanıltmıyordu hiçbir zaman. Ama gözleri derin bir boşluk.

Boynuna asılı fotoğraf makinesini kaldırdı, objektifinden baktı etrafa. Parkın yeşilliklerini gördü. Köpeklerini gezdiren mutlu kadınlar, ellerinde çantalarıyla hep bir yerlere yetişmeye çalışan erkekler, sevinçten çığlıklar atarak koşuşturan çocuklar gördü. Salıncakta sallanan bir çocuğa odaklanıp tam en yüksekteyken bastı deklanşöre. Klik. Mutlu bir insan fotoğrafı daha.

Kayıt cihazını tekrar yaklaştırdı ağzına ve bir cümle daha söyledi: MUTLULUK UNUTKANLIĞIN YAN ETKİSİDİR.

Denize çevirdi makinesini. Mavilikleri gördü, martıların simit peşinden koşarkenki heyecanına tanık oldu, görmediği yosunların, görmediği balıkların bayıltıcı kokusunu çekti içine. Kulenin heybeti, uzaklaşan vapurun bıraktığı iz, dalgaların ahengi, karşı kıyıdaki benzersiz silüet. Hangisini çekeceğine karar veremiyor. En mutlusunu, en huzurlusunu bulmak istiyor çünkü.  Vapurun arkasında sigara içenlere odaklandı bu kez. Martılara el sallayan bir kızın içten gülümsemesini yakaladı. Klik. Sergi için güzel bir kare diye geçirdi içinden.

Yanındaki torbaya dokundu. Makineyi gözlerinden indirip karanlığa tekrar daldı. Torbanın içine elini sokup bir fotoğraf çıkardı. Burnunun ucuna kadar getirdi görmeyi umarak. Anlamsız bir hareket diye düşündü. Sonra makineyi tekrar kaldırdı, fotoğrafa baktı.

F.No-3780 KMP: Elbiseleri yırtık bir çocuk. Ellerini ileri uzatmış. Gözünde bir milyon damla yaş. Ayakkabıları delik. Kıvırcık saçları kirli. Kirli yanakları utangaç. Arka planda toprak bir yol. Sağlı sollu üstleri naylonlarla, tenekelerle kapatılmış barakalar. Barakaların bazılarının önünde yaşlı insanlar. Toprak yolda bekleşen birkaç çocuk. Geride bir küme kalabalık. Daha geride daha büyük kalabalıklar. En sağda bulanık bir levha. Üzerinde Arapça , İngilizce ve Türkçe yazılar. Altında büyük harflerle yer adı:  A….. MÜLTECİ KAMPI.

Fotoğraftan uzaklaştırdı makineyi, o anın seslerini hatırlamaya çalıştı. Uğultular, anlamadığı dilde konuşan insanların bağırtıları, her şeyden habersiz top oynayan çocukların neşesi ve hepsini bastıran, anlamsızlaştıran anne hıçkırıkları. Huzursuz oldu hatırlamaktan. Fotoğrafı tekrar attı torbaya ve yeni bir tane seçti. Bir müddet elinde tuttu. Neden aldı ki? Bakmasa olmaz mıydı? Hiç görmeseydi, hiç yaşamasaydı keşke. Hiç yaşanmasaydı. Bakmak için makinenin objektifine yaklaştırdı fotoğrafı. Oysa hepsini bir anda unutmak için koymuştu torbaya. Şahit olduğu bütün acıları sığdırmıştı içine. Bunlardan kurtulursa biteceğini sanıyordu acıların.

Bitmiyordu ama.

Baktı yine de. 

F.No-1903 GZT: Dumanla dolu her yer. Gaz fişeklerinden çıkan dumanla. Alnından kanlar akan bir kadın. Başında yeşil başörtüsü. Kendinden geçmek üzere olduğu anlaşılıyor baygın gözlerinden. Kollarına girmiş sürüklüyor onu iki başka başörtülü üniformalı kadın. Arkada, kadınların üzerine yeni bir gaz fişeği atmaya hazırlanan mavi bir üniformalı daha. Yanında benzer kıyafetli, gaz maskeli, bulanık, koyu mavililer. Barikatın gerisinde, dumanların içinde, sistematik bir kıyıma uğramış binanın hayal meyal seçilen turuncu mavi levhası: …….. GAZETESİ.

Kimse görmedi mi yoksa bunu? Neden tepki veren olmadı hiç? Birkaç cılız ses hatırlıyor. “Böyle olmaz. Yanlış bu. Biraz aşırı oldu.” Duyan bir avuç insan görmezden geldi, gören yüzlerce insan duymazdan geldi, geriye kalan her şeyi kanıksamış milyonlarca yığın umursamadı. Ertesi gün yaşananlar unutuldu, unutturuldu. Hayat devam etti. Sevinç çığlıkları, zafer sarhoşluğu, naralar. Neyin zaferi, neyin sarhoşluğu bu anlam verememişti. Çünkü öyle anlamsızdı her şey baştan sona.

Güzel ve mutlu bir manzara bulup düzeltmeliydi moralini. Objektifi gözlerindeki boşluğa yaklaştırdı. Arıyordu şimdi. Mutlu bir yüz, gülen bir insan, huzur içinde bir tablo… Bulamadı.

Kalkıp gidesi geldi. Yürümek ve unutmak istiyordu yine. Sahil boyunca yürümek. Başka bir yerde sergi için birkaç mutlu kare daha çekerdi belki. Torbadan kurtulmalıydı önce. Torba? Elini attı. İçinden saydı üçe kadar. Hiç beklemeden aldığı fotoğrafı yaklaştırdı mekanik gözüne.

F.No-6520 ŞHT: Kırmızı bir tabut etrafında onlarca/yüzlerce bitkin insan. Bir adam/bir baba/ bir dağ tabuta sarılmış. Sarsılıyor. Onunla birlikte onu çevrelemiş erkekler de sarsılıyor. Önlerde kendi boyunun yarısı büyüklüğünde vesikalık bir resim tutan, dört yaşlarında bir kız çocuğu. Tabutun iki ucunda esas duruşta bekleyen askerler. Kalabalığın hemen ön tarafında başı dimdik elleri yukarıda bedduasını aracısız göğe ulaştıran bir anne. Ona eşlik eden kız kardeşler, halalar, teyzeler. En sağda beyaz eşarbıyla başı önde bir nişanlı. Arkada saf tutanlar. En arkada slogan atanlar. En yukarıda çatlayan gök.

Benzer yüzlercesini çekmişti son bir senede. Ne çok acı vardı. Ne çok acı var hâlâ. Onu torbaya atıp bir avuç fotoğraf aldı içinden. Tek tek baktı, kendi gözü gibi baktı, objektiften.

F.No-3200 PLS: Bir camın önünde bebek arabası. Camda, …….. EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ logosu. Arabanın içinde minik bir el görünüyor. Anne aşırı derecede makul gerekçelerle içeride. Onu sorgulayanlar kelepçeyle bağlamışlar masaya. Bebek ağlıyor. Anne yalvarıyor. Polisler umursamıyor. Bebek çığlık atıyor. Anne çığlık atıyor. Vicdanlara ulaşmıyor çığlıklar. Çok makul gerekçelerle verilmiyor anneye bebek. Kelepçeler yanlış kollarda.

Diğerine baktı. Acı yüklüydü.

F.No-2012 ŞHT: Bir havaalanı. Sekiz tane kırmızı tabut. Uçak arkada. Sıra sıra askerler tabutları taşımaya hazır. 

Diğerleri… Ve daha çok acı…

F.No- 6571 TRR: Kurşunlarla delik deşik olmuş, yarısı yıkılmış evin önünde ihtiyar bir adam. Çökmüş. Ağlıyor.

F.No-2829 BRKN: Yuhalanan, oğlu ekmek almaya giderken öldürülmüş bir annenin gözyaşları. Yanaklarında. Düştü düşecek.

7654: Daha çok kırmızı tabut.

8007: Daha çok kelepçelenen vicdan.

10375: Daha çok gözyaşı.

  Attı hepsini torbaya. Bunalmıştı. El yordamıyla buldu yanındaki ipi. Bağladı. Kurtulacaktı bunlardan. Yere düşen bastonunu aradı bir müddet. Bulamayınca yine makinenin gözünden bakmak zorunda kaldı. Bankın altına eğilip aldı. Boynunda fotoğraf makinesi, bir elinde torba, diğer elinde beyaz bastonu denize doğru yürüdü.

Tekrar bankın yanından geçerken elinde torba yoktu. Çocuk parkının orada durup, sergide kendisiyle röportaj yapacak olan muhabirlere söylemek için biriktirdiği cümlelerden bir tanesini daha kaydetti cihazına: ACILAR ÇEŞİT ÇEŞİTTİR AMA MUTLULUK BİR TANEDİR.

Durak kalabalıktı. Otobüs gelince herkes ona öncelik verdi. İlk basamağa adımını attıktan sonra geriye dönüp teşekkür etti, mutlu mutlu gülümsedi insanlara.

Durağın camında bir serginin afişi vardı. Yüzlerce gülen yüz fotoğrafından bir kolaj yapılmış. Üstünde büyük harflerle serginin adı.

“BİR KÖRÜN OBJEKTİFİNDEN HAYATIN RENKLERİ”

 

Hikaye: İsmail Kaynar

Lapsus Dergi'ye [email protected] üzerinden ulaşabilir ve yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi gönderebilirsiniz.

Kalem Sürçmesi

lapsus dergi